Naber günlük? Ya ben hala hastayım biliyo musun.. Tamam yatalak değilim ama, öksürük geçmiyor ona uyuz oluyorum. Ya eskisi gibi gizli saklı sigara içmeye başladım aman bizimkiler bi laf etmesin diye, adrenalin takviyesi oluyor. (-Sen devam et sigara içmeye, sonra da şikayet edersin böyle öksürük bitmedi diye, cık cık cık. -Yaa günlük üstüme gelme, günde en fazla 3-4 tane içiyorum valla bak. Hem sağlığım için yapıyorum bunu, tamamen kesersem bünye hastalığı hepten kanıksar sonra. Sigara içince doğal olarak diyor ki yok hasta değilim, olsam bu zıkkımı içmezdi diyor. İşin psikolojik yönü yani, hastalığın psikolojisini bozmak için içiyorum:P)
O değil de, bayramdan beri Ankara'ya bi haller oluyor. Artçı falan derken iyice oynaklaştı Ankara-Bala. Yakınında olunca biz de hissediyoruz haliyle sarsıntıları (ki düşün 6. katta oturuyorum nasıl hissetmiiim). İnceledim, bayram sabahı yani ayın 20'sinden önce Bala'da yaprak kıpırdamamış. Ama sonrasında, o tarihten bugüne kadar Kandilli Rasathanesi'nin Son Depremler sayfasını tamamen işgal etmiş durumda. İnşallah korkulan olmaz, çünkü bu ülke bi deprem felaketini daha kaldıramaz- hem mimari yapısal yeterlilikler, hem de acı eşiği yönünden. Allah hepimizi korusun afetlerden.. Biz aklımızı kullanmıyoruz, önlem almıyoruz, oturduğumuz binanın malzemesinden bile çalıyoruz ama, yine de Allah bizi korusun.
Adı süper kendi vasat ligimizde sezon arası geldi çok şükür. Son maçımız Oftaş'la, Sivas kazanmış, Fener kazanmış. Daha çok asılmak gerekirken, bizimkiler yine serdiler. Bir gol beeee bir bir biiiirrrrr, çok şey mi istedik? Sezon başladığından beri liderlikte otur, arada ikinciliği gör, şans mıdır bal mıdır neyse artık hiç tabloda aşağılara düşme, sezon ara tatiline 3. gir! Buna kızmıyorum o kadar da aslında, o son dakka golleri olmasa- ki gollerin yarısı son 10dakkada atılmış- şimdi konuşamazdık bile. Adnan Polat da açıkladı, Kalli'ye ve takıma güveniyoruz, hocayla devam edicez değişiklik yok diye. İyi aferin boyun uzar belki! Tamam, benim o adamla bi derdim yok, ama ben Gassray'ı hiç bu kadar disiplinsiz görmemiştim- ki Kalli disiplin manyağı Alman hoca bi de, ironiye bak! Küstürülen yıldızlar, taraftarla atışan, takım arkadaşıyla kavga eden oyuncular.. Peeeeeee! İkinci yarı kendilerine gelirler diye umuyorum bakalım, en azından iki hafta çıldırtamıycaklar, biz de tatil yapmış olucaz di mi?
Ankaragücü'nden Emre Güngör'ü almışız, 1 milyon Euro + Bouzid (kiralık) karşılığında. 23 yaşında defans oyuncusu. Genç diye hemen burun kıvırmamak lazım, hakkaten yetenekli eleman. Bizim takımda Song varken ne kadar kendini gösterip etkili olur bilmiyorum da, inşallah kulübede unutmazlar. Gerçi zor tabi Servet gibi muhteşem bi defanstan forma kapmak!! Hayırlı olsun, takdir ettiğimiz bi oyuncu kendisi. Beşiktaş da gidip Manisa'dan Holosko'yu almış, 5 milyon Euro + Burak ve Koray'ın bonservisi karşılığında (oha). Holosko iyi topçu tamam da, Anadolu takımında 10 kaplan gücünde oynayan her oyuncu 3 büyüklerde aynı performansı gösteremiyor ki. Sonrasında da harcanıp gidiyorlar, eski takımlarındaykenki rahatı bulamıyorlar. Örnek çok, Fener'in her sene gol kralı olan oyuncuları "Seni yıldız yapacaaaaaaamm" vaadiyle transfer edip yedek kulübesine mahkum etmesi yeterli herhalde (gerçi ben yıldız olsun diye aldıklarını sanmıyorum, rakibin iyi oyuncularını safdışı bırakıp daha rahat sonuca ulaşmak için yapıyolar kesin). Yani o kadar pahalıya mal etmek, o biraz riskli gibi geldi (kumar gibi). Yine de hayırlı olsun Holosko'nun transferi de, severim ya iyidir Holosko. Uyum sağlarsa nema problema yani.
Blog günü bu hafta ilk sezonu tamamlıyor. Son haftasında gün bende. Elden geldiğince hazırlandım işte, yeni tema da yaptım (OmAr "Temana aşık mı oldun yoksa?" dedi bugün:P). Daha gelen giden yok ama hazırım bekliyorum buyrun:)
Bir "Ortaya Karışık" yazısının daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Bu arada az önce sallandım gibi geldi sanki emin değilim. Neyse, seriye devam etmeyi umuyor, bir dahaki yazıma kadar esenlikler diliyorum:P
Cumartesi, Aralık 29, 2007
Temalandık:)
Ya günlük, ben pempe pembe temadan çok sıkılmıştım ne zamandır, araştırıp karıştırıyodum ama hiç öyle uygun bi şey de bulamamıştım. Tamam, pembeden sıkılıp mora mı gittin diyeceksin de, ben moru çok seviyorum, çok şahsiyetli bi renk, öyle deme yani. Neyse işte, ara tara sonunda mor bi tema kestirdim gözüme, OmAr'ın başının etini yiye yiye uyguladık. Şimdi yeni yıl geliyo ya, yeni yıla yeni temayla girelim değişiklik olsun diye ikimiz de yenilendik. Ama OmAr'ın blogu daha güzel oldu yaaa çok kıskandım. Benim tema o kadar da içime sinmedi. Emanet gibi durdu sanki blogun üstünde. Ne biliiim.. Fazla sürmez ben değiştiririm bunu herhalde. OmAr'ınki hakkaten çok iyi oldu ama. Ben de istiom yaaaaa! Göz yormayan, mor bi tema bulun bana! Heryer mor mor olsun, ama yazı kısmı biraz daha açık renk olsun ki metin rengi açık renk olsun istemiyorum siyah siyah yazayım istiyorum ben. Ama tema mor olsun. Sipariş veriyorum sanki töööbe töööbeee. Ama yok yani burdan okuyup da bana göre mor bi tema bilen varsa işte, ben istiyorum yani. Mor olsun benim olsun.
Moooooooorrrrr (kafayı yermişim böyle böyle eheh)
(Düşündüm de.. Bordo da olabilir bak aslında. Evet o da iiymiş düşününce.)
Neyse ya çok da kötü diil bu, alışırım gibi sanki. Bi süre böyle takılalım bakalım. (Mor olsun ama bak unutma:P)
* * *
Günlüüüükkk, sabahın körüne doğru ilerleyen bi saatteyiz. Tema için başka bi başlık daha açmak istemedim buraya yazıyorum. Aradım taradım buldum sonunda, OmAr da kenarlıklarını mor yaptı:D Süper oldu dehşetengiz bi şey çıktı ortaya, artık hiç sıkılmam ben temamdan:)
Önceki temayı görmedin mi yoksa? Hemmen göstereyim, valla hiç içime sinmemişti o, iyi ki aramayı sürdürmüşüm.
Moooooooorrrrr (kafayı yermişim böyle böyle eheh)
(Düşündüm de.. Bordo da olabilir bak aslında. Evet o da iiymiş düşününce.)
Neyse ya çok da kötü diil bu, alışırım gibi sanki. Bi süre böyle takılalım bakalım. (Mor olsun ama bak unutma:P)
* * *
Günlüüüükkk, sabahın körüne doğru ilerleyen bi saatteyiz. Tema için başka bi başlık daha açmak istemedim buraya yazıyorum. Aradım taradım buldum sonunda, OmAr da kenarlıklarını mor yaptı:D Süper oldu dehşetengiz bi şey çıktı ortaya, artık hiç sıkılmam ben temamdan:)
Önceki temayı görmedin mi yoksa? Hemmen göstereyim, valla hiç içime sinmemişti o, iyi ki aramayı sürdürmüşüm.

Çok mor di mi? Ya göz yoruyor, ben yazılar kısmının daha açık bi ton olmasını bu yüzden istiodum işte, yazı karakterleri koyu renk olsun diye. Muradıma erdim OmAr saolsun, sabaha kadar temayla mı uğraşılır yahu? Delirdik. Ama aynı zamanda temalandık:D Yağmur ve Ya-sin de yenilenmiş temalanmış, Aslı da görünce bensiz olmaz dedi, ona da yeni tema ayarlıycaz, yeni yıla yepisyeni giriş yapıcaz heheh. (Meceee bi sen kaldın bak temalanmayan, haberin olsun) Eğer temam gibi olursa, 2008 mutteşem olur valla:)
Cuma, Aralık 28, 2007
Mamamamamamamaamim:P
Ceza özentili bi başlık oldu ama mevzumuz mim:) Saolsun Tatlı Cadı Aslı'nın mimiyle şereflenmiş bulunuyorum. Yılın son mimi diye diye bana kadar geldi bu parti, ben de fazlaca gecikmeli ifa ediyorum ama hala yılın son mimi olmayabilir, var o ihtimal:)

Sorular var böyle, onları cevaplıyosun, sonra bi başkasına havale ediyosun o da cevaplasın başkalarına havale etsin diye, buna da mim diyosun. Bu mim öyle bi mim işte yeterince açık oldu di mi:)
Cevaplara geçeyim:
Cevaplara geçeyim:
Yemek olsam ne yemeği olurum?
Valla benden öyle börekler, dolmalar, mantılar olmaz heralde. Çabuk sıkılırım çünkü, yani hazırlanıp pişirilip servis edilene kadar ohooooooo çok zaman alan bi yemek hayatta olamam. Etçil bi varlık olduğum için ot yemeği falan da olamam. Buldum: Kavurma olur benden:) Ya bayram geçeli şunun şurasında bi hafta oldu, onun etkisinde de kalmış olabilirim tabi, ama et yoksa hayat da yoktur diyen biri de başka bişi olamazdı galiba. Haaa ne yemeği olursun değil de ne yemek yersin diye sorulsa kebap tabi ki. Ama ben kebap kadar bekleyemem ateş üstünde şişte falan:))
Müzik aleti olsam ne olurum?
Kesinlikle kemençe. (Evet evet ben de şüpheleniyorum var bende bi Karadenizlilik ama du bakalım) Arkadaşlarımın yalancısıyım, bana hep derler ki, "Gui, sen ortama girdiğin andan itibaren acaip bi enerji yayıyosun etrafına, herkesin keyfini yerine getiriyosun." Kemençeyi de öööyle bi neşeyle çalsan horon tepilmez mi? Tepilir, pek de güzel olur. Ama benim modum çok değişkendir, çok mutluyken bi anda depresyona girebilirim, üzüntüyü kederi severim (neden? çünkü ben mazoşistim). Kemençe de hüzünlü nağmeler çıkarmaz mı? Kralını çıkarır hem de. Hele bi de rahmetli Kazım Koyuncu'nun yorumuyla nasıl da yürekleri yakar o nağmeler.. (ben kemençe olurum da, benim bi Kazım Koyuncu'm yok valla, karaoke yapın artık napalım:)) Ayrıca, laz gibi gece 12'den sonra kafam çalışmaz benim de, illa Karadenizli bi enstruman olurum yani:P
Araba olsam ne olurum?

Fazla söze gerek yok herhalde, Peugeot (Pöjo:P) olur benden. 407 benim en beğendiğim modeli, o sebeple onun resmini koydum, hayalimde bi gün almak var ama tabi hediye ederiz diyen olursa da itiraz etmem:P Sadece sevdiğim için Pöjo olur benden demiyorum. O da yere yakın, ben de yere yakınım, benzeşiyoruz:) Bi farkımız var, bi çarpmada Pöjo çabucak dağılıveriyor, çok ince. Ben öööyle hemen yıkılmam, kırılgan değilim. Olsun ben gene de Pöjo olcam bana ne:P
Aylardan hangisi olurum?
Aylardan kasım olurum ben. Doğduğum ay.. Sonbaharın tam ortası.. Hüzün zamanı.. Güzel ay vesselam, tam benlik.
Ayakkabı olsam ne olurum?
Converse olurum. Hem rahat, hem de rengarenk:)
Kıyafet olsam ne olurum?
Hırka ya da şal olurum kıyafetlerden de. Herkes bilir ki üşüdükleri, zor zamanlarında ben onları kucaklarım:)
Başarıyla bitirdim gibime geliyor:) Şimdi sıra kurbanlardaaaa nihahaha:P
Perşembe, Aralık 27, 2007
Siyu'lara özgürlük!
Ne zamandır yazıcam diyorum, bi türlü fırsat bulamadım. Dün de hazır Amerikalılardan bahsetmişken, kıtayı değiştirmeden devam edeyim.
Oturan Boğa'nın torunları, pek sevgili Kızılderili kardeşlerimiz, Amerika'ya karşı tam 150 (yazıyla yüzelli) yıl sonra bağımsızlıklarını ilan ettiler. Atalarının yıllar öncesi yaptıkları anlaşmayı yok saydıklarını belirttiler. Bush'a bi tekme de sen vur kampanyasına destek verdiler.
Kızılderililerin aslında Türk olduğuna dair söylemler her ne kadar gerçekliği kanıtlanamamış iddialar olarak kalsa da, bilimsel araştırmalar Kızılderililerin Tuva Türkleriyle dna bağlantısı olduğunu kanıtlamıştır. Bi yerde akraba sayılırız yani. Bundan mütevellit, "Türkün aklı sonradan gelir" sözünü, tam 150 yıl sonra akılları başlarına gelen Kızılderililer için de söylemek mümkün. Yine de takdir ediyorum, bu kadar beklemiş olmalarına rağmen kabullenmediler, böyle gelmiş böyle gider demediler. Ki zaten o topraklar onlara ait, sonradan gelip yerleşen "soluk benizliler"e değil. Esas ev sahibi olarak, misafir Avrupa kökenli Amerikalılardan yeterli saygıyı görebildikleri de söylenemez zaten. Helal olsun, arkanızdayım!
Bu özgürlük direnişiyle ilgili daha fazla bilgi için www.lakotafreedom.com adresine bakılabilir.
Şimdi, akrabalık dedik, Tuva Türkleri dedik. Kim bu Tuva Türkleri?
Tuva Türkleri kendilerini "Tıva" olarak adlandırır. "Tuva" kelimesinden hoşlanmazlar. Çünkü o kelimeyi Ruslar kullanmaktadır. Tuvalar'ın menşei hakkında çeşitli görüşler vardır: "Tuva" kelimesinin III-IV asırlarda Çin'in kuzeyinde büyük bir devlet kurmuş olan "Toba-Topa''lardan geldiği, günümüz Tuvaları arasında yaygın olan bir kanaattir. "Topa" Devleti ve kültürü hakkında en kapsamlı araştırmalar Sinoloji Doktoru W. Eberhand tarafından yapılmıştır: "Çin kaynaklarında Tabgaçlar'a "Toba" derler. Bunlar Çinli olmayan, yani yabancı bir kavimdir." Nitekim DLT'de iki Tavgaç kelimesinden biri "Türkler'den bir bölüktür." cümlesiyle açıklanmaktadır. Eberhard, aynı makalede "Toba" Devleti'nin Türk ve Moğol kavimlerinin karışımından müteşekkil 119 kabileden oluştuğunu yazar.
Bugün "Tuva" (kendilerince "Tıva") olarak bilinen kelimenin 19. asırdan itibaren yazılı kaynaklarda geçtiğini biliyoruz. Bu kelime dışında Tuvalar çeşitli kaynaklarda; Soyon, Soyot, Uranhay, Uryanhay, Tuba kelimeleriyle anlatılmıştır. Aslında bütün bu kavramlar Tuvalar'ın bir üst kimliğinin adı olarak kabul edilebilir. Günümüzde toplu olarak bu adla bilinen cumhuriyet insanları çeşitli boylardan, oymaklardan geldiklerini bilirler. Bu oymaklar çeşitli Uygur, Kırgız, Türkmen boylarından günümüze ulaşmışlar, ortak ad olarak da "Tıva" kelimesini kullanmaya başlamışlardır. Bu boyların bazıları şunlardır:
Bay-kara, Çoodu, Deleg (Telengit), Doñgak, Hertek, İrgit, Kırgıs, Küjuget, Maadı, Oorjak, Oyun, Sat, Salçak (Selçuk!), Sayan, Tumat, Toju, Todut; Uygur, Balıkçı, Kuskun, Höyük, Homuşku, Monguş, Ondar, Hovalıg, Hoyug, Sang, Oy-ondar, Kara-ondar, Darhat (Tarkat).Günümüz Tuva Türkleri'nin yaşadığı toprakları üzerinde, tarih boyunca millet veya kavimlerin hakim olduklarını görüyoruz: M.Ö. III-M.S.II. yüzyıllarda Hunlar, II.-V. yüzyıllarda İskitler V.-VIII. yüzyıllarda Köktürkler, VIII.-XVI. yüzyıllarda Uygurlar, IX-XIII. yüzyıllarda bugünkü Hakas ve Kırgızlar'ın ataları olan Yenisey Kırgızları, XIII.-XVI. yüzyıllarda Moğollar, XVII.-XVIII. yüzyıllarda Altın Hanlar-Cungarlar bu topraklarda hüküm sürerler. Aynı bölge 1717-1911 yıllarında Mançurya'nın hakimiyetinde kalır. Tuva tarihinin günümüze ulaşan ve halkın muhayyilesinde yaşayan en önemli hadiselerinden biri 1883-1885 yıllarında cereyan eder.
Bu tarihte Mançur (Çin) emperyalizmine başkaldıran Tuva kahramanlarının çoğu kısa sürede yakalanarak idam edilir. Kalan altmış kişi dağlara çıkarak iki yıl boyunca, koca imparatorluk ordusuya mücadelesine devam eder. Sonunda büyük bir güç üzerlerine gönderilir. Bugün "Süt Höl" olarak bilinen yerde kıstırırlar ve yakalanarak işkenceye tabi tutulurlar. Kafaları vücutlarından koparılır ve Tuva kültüründe kutsal kabul edilen aşıtlarda sırıkların üzerine geçirilir. Bu olay Kürşat ve kırk arkadaşının baş kaldırısının asırlar sonra yeniden tezahürü gibidir. Günümüzde bu altmış kahraman -Tuvalar onlara "Adnan Durgunnar" (Altmış Firari) veya "Aldan Maadır" (altmış Bahadır) adını vermiştir- hikayesi gerek, halk muhayyilesinde, gerekse tarihi kaynaklarda canlılığını korumaktadır.1914-1921 yıllarında kısmen Ruslar'ın egemenliğinde kalan bölgede, 1917-1921 yılları arasında Çarlık Rusyası ile Bolşevikler'in iktidar mücadelesi görülür.
"1921 yılının 14 Ağustos tarihinde Tıva Arat Respublika (Tuva Halk Cumhuriyeti) kurulur ve Tuva'nın ilk anayasası kabul edilir. Anayasanın 1. maddesi "Tuva iç işlerinde serbest, dış işlerinde ise Rusya'ya danışarak hareket eder." şeklindedir. Bağımsızlığını 1944 yılına kadar devam ettiren Küçük Tuva Cumhuriyeti, 20. asırda Türkiye Cumhuriyeti'nden sonra en fazla bağımsız kalan Türk Cumhuriyeti olma özelliğini göstermiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra devlet başkanlığına Sodnam Balçır seçilir.
Daha bu yıllarda, Sovyetler Birliği'nin, çeşitli yollarla Tuva'yı kendilerine bağlamak üzere çalışmalara başladığını görüyoruz. Şüphesiz bu yollardan en önemlisi: önce Moğolistan'da, çünkü komünizm Moğolistan'a resmi olarak 1920'li yılların ortalarında girmiştir, daha sonra Tuva'da gençlerin komünist ideoloji doğrultusunda eğitilmesi olmuştur. Eğitilen bu gençler, ülkelerinde yeni açılan okullara öğretmen olarak atanmışlar, kısa süre sonra da yönetimde söz sahibi olmuşlardır.
1930'lu yılların sonunda komünist ideolojiyi savunanların ülke yönetimine tamamen hakim olduklarını görüyoruz. 1921 yılında Tar kurulduğunda: "Rusya'nın işçi-çiftçi hükümeti Uryanhay (Tuva) Bölgesi'ni kendi toprakları olarak görmemekte ve onu bu şekilde ilerde de görecek her hangi bir düşüncesi bulunmamakta" diye kutlama mesajı gönderen Sovyetler Birliği yönetimi, aradan 23 yıl geçtikten sonra bütün şartları lehine çevirmiş ve Tuva Hükümeti'nin 17 Ağustos 1944 yılında aldığı "Büyük Sovyet Devleti'nin idaresi altına girme isteğini" lütfen! kabul etmiştir. 11 Ekim 1944 yılında alınan bu kararla bağımsız Tar, "Sovyet Muhtar Bölgesi" olmuştur. Sovyetler Birliği'ne katılmak için en çok çaba sarf edenlerden biri olan Salçak, Toka Muhtar Bölge'nin başına getirilmiştir. 10 Ekim 1961 yılında Tuva; "Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" ünvanını alır. 1991 yılında Sovyetler'in çöküşüyle Tuva, 28 Ağustos'ta "Tuva Cumhuriyeti" adını alır. Şerig-ool Oorjak halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu. Aralık 1993'te yapılan seçimlerde, Tuva Meclisi'ne seçilen 32 parlamenterden, 28 tanesini Tuva kökenli adaylar kazanır. Tuva dili uzmanı olan Kaadır-ool Biçeldey, parlamento başkanlığına seçilir.
Tuva'da 21 Ekim 1993 yılında yeni anayasa kabul edilir. Bu yeni anayasanın 1. maddesi: "Tuva Cumhuriyeti Rusya Federasyonu terkibi içinde demokratik bir devlettir. Federasyon antlaşmasını bütün Tuva halkının referandumu gereğince değiştirme, kendini yönetme ve Rusya Federasyonu'ndan ayrılma hakkına sahiptir." demektedir.
Tuva Cumhuriyeti, Sibirya'nın güneydoğusundadır. Güneyinde ve güneybatıda Moğolistan Halk Cumhuriyeti bulunmaktadır. Nüfusunun %70.02 Tuva'lardan, %20.11'i Ruslar'dan, %3.7'si diğer milletlerden oluşmuştur.
Her ne kadar Rusların gölgesinde kalmış olsalar da, dillerine sahip çıkabilmişler, resmi dilleri Tuva Türkçesi (gerçi Tuva alfabesi Kiril alfabesiyle fazlaca benzeşiyor ama olur o kadar).
Nerdeeeen nereye.. Kızılderililerin direnişlerini yazayım diye oturdum, Amerika kıtasından Avrupa'ya, Rusya'nın aşağısına kadar geldim. Bu vesileyle de dünya üzerindeki tüm Türklere selam olsun diyeyim:)
Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur..
Zorunlu not: Evet hakkımda faşist diyen de çıktı, ülkücü diyen de. Ama bu yazı sonrası bu sıfatlarla tekrar karşılaşmamak için yazıyorum bu zorunlu notu. Diğer milletlere saygım sonsuz (hakediyorlarsa tabi), ancak herkes kendi milletine baksın bana ne. Ben de kökenlerini seven, gurur duyan biri olarak elbette rengimi belli eden şeyler söylerim böyle (Türküm ben yaaaa, var mı ötesi!) Amaaaaaaaaaaaaaaa, kesinlikle hiçbir siyasi kurum ve kuruluşla alakam yoktur, ve üzülerek söyleyebilirim ki benim ideolojimi yansıtan hiçbir parti/dernek de mevcut değil malesef. Bundan mütevellit, bu yazı tamamen milli duyguların esareti altında yazılmıştır, lakin bu milliyetçilik herkesin ilk aklına gelen, kendini milliyetçi sanan güruhun gerçek anlamından uzaklaştırdığı milliyetçilikle uzaktan yakından alakalı değildir.
Sonra canım sıkılmasın, peşinen belirteyim de:)
Oturan Boğa'nın torunları, pek sevgili Kızılderili kardeşlerimiz, Amerika'ya karşı tam 150 (yazıyla yüzelli) yıl sonra bağımsızlıklarını ilan ettiler. Atalarının yıllar öncesi yaptıkları anlaşmayı yok saydıklarını belirttiler. Bush'a bi tekme de sen vur kampanyasına destek verdiler.
Kızılderililerin aslında Türk olduğuna dair söylemler her ne kadar gerçekliği kanıtlanamamış iddialar olarak kalsa da, bilimsel araştırmalar Kızılderililerin Tuva Türkleriyle dna bağlantısı olduğunu kanıtlamıştır. Bi yerde akraba sayılırız yani. Bundan mütevellit, "Türkün aklı sonradan gelir" sözünü, tam 150 yıl sonra akılları başlarına gelen Kızılderililer için de söylemek mümkün. Yine de takdir ediyorum, bu kadar beklemiş olmalarına rağmen kabullenmediler, böyle gelmiş böyle gider demediler. Ki zaten o topraklar onlara ait, sonradan gelip yerleşen "soluk benizliler"e değil. Esas ev sahibi olarak, misafir Avrupa kökenli Amerikalılardan yeterli saygıyı görebildikleri de söylenemez zaten. Helal olsun, arkanızdayım!
Bu özgürlük direnişiyle ilgili daha fazla bilgi için www.lakotafreedom.com adresine bakılabilir.
Şimdi, akrabalık dedik, Tuva Türkleri dedik. Kim bu Tuva Türkleri?
Tuva Türkleri kendilerini "Tıva" olarak adlandırır. "Tuva" kelimesinden hoşlanmazlar. Çünkü o kelimeyi Ruslar kullanmaktadır. Tuvalar'ın menşei hakkında çeşitli görüşler vardır: "Tuva" kelimesinin III-IV asırlarda Çin'in kuzeyinde büyük bir devlet kurmuş olan "Toba-Topa''lardan geldiği, günümüz Tuvaları arasında yaygın olan bir kanaattir. "Topa" Devleti ve kültürü hakkında en kapsamlı araştırmalar Sinoloji Doktoru W. Eberhand tarafından yapılmıştır: "Çin kaynaklarında Tabgaçlar'a "Toba" derler. Bunlar Çinli olmayan, yani yabancı bir kavimdir." Nitekim DLT'de iki Tavgaç kelimesinden biri "Türkler'den bir bölüktür." cümlesiyle açıklanmaktadır. Eberhard, aynı makalede "Toba" Devleti'nin Türk ve Moğol kavimlerinin karışımından müteşekkil 119 kabileden oluştuğunu yazar.
Bugün "Tuva" (kendilerince "Tıva") olarak bilinen kelimenin 19. asırdan itibaren yazılı kaynaklarda geçtiğini biliyoruz. Bu kelime dışında Tuvalar çeşitli kaynaklarda; Soyon, Soyot, Uranhay, Uryanhay, Tuba kelimeleriyle anlatılmıştır. Aslında bütün bu kavramlar Tuvalar'ın bir üst kimliğinin adı olarak kabul edilebilir. Günümüzde toplu olarak bu adla bilinen cumhuriyet insanları çeşitli boylardan, oymaklardan geldiklerini bilirler. Bu oymaklar çeşitli Uygur, Kırgız, Türkmen boylarından günümüze ulaşmışlar, ortak ad olarak da "Tıva" kelimesini kullanmaya başlamışlardır. Bu boyların bazıları şunlardır:
Bay-kara, Çoodu, Deleg (Telengit), Doñgak, Hertek, İrgit, Kırgıs, Küjuget, Maadı, Oorjak, Oyun, Sat, Salçak (Selçuk!), Sayan, Tumat, Toju, Todut; Uygur, Balıkçı, Kuskun, Höyük, Homuşku, Monguş, Ondar, Hovalıg, Hoyug, Sang, Oy-ondar, Kara-ondar, Darhat (Tarkat).Günümüz Tuva Türkleri'nin yaşadığı toprakları üzerinde, tarih boyunca millet veya kavimlerin hakim olduklarını görüyoruz: M.Ö. III-M.S.II. yüzyıllarda Hunlar, II.-V. yüzyıllarda İskitler V.-VIII. yüzyıllarda Köktürkler, VIII.-XVI. yüzyıllarda Uygurlar, IX-XIII. yüzyıllarda bugünkü Hakas ve Kırgızlar'ın ataları olan Yenisey Kırgızları, XIII.-XVI. yüzyıllarda Moğollar, XVII.-XVIII. yüzyıllarda Altın Hanlar-Cungarlar bu topraklarda hüküm sürerler. Aynı bölge 1717-1911 yıllarında Mançurya'nın hakimiyetinde kalır. Tuva tarihinin günümüze ulaşan ve halkın muhayyilesinde yaşayan en önemli hadiselerinden biri 1883-1885 yıllarında cereyan eder.
Bu tarihte Mançur (Çin) emperyalizmine başkaldıran Tuva kahramanlarının çoğu kısa sürede yakalanarak idam edilir. Kalan altmış kişi dağlara çıkarak iki yıl boyunca, koca imparatorluk ordusuya mücadelesine devam eder. Sonunda büyük bir güç üzerlerine gönderilir. Bugün "Süt Höl" olarak bilinen yerde kıstırırlar ve yakalanarak işkenceye tabi tutulurlar. Kafaları vücutlarından koparılır ve Tuva kültüründe kutsal kabul edilen aşıtlarda sırıkların üzerine geçirilir. Bu olay Kürşat ve kırk arkadaşının baş kaldırısının asırlar sonra yeniden tezahürü gibidir. Günümüzde bu altmış kahraman -Tuvalar onlara "Adnan Durgunnar" (Altmış Firari) veya "Aldan Maadır" (altmış Bahadır) adını vermiştir- hikayesi gerek, halk muhayyilesinde, gerekse tarihi kaynaklarda canlılığını korumaktadır.1914-1921 yıllarında kısmen Ruslar'ın egemenliğinde kalan bölgede, 1917-1921 yılları arasında Çarlık Rusyası ile Bolşevikler'in iktidar mücadelesi görülür.
"1921 yılının 14 Ağustos tarihinde Tıva Arat Respublika (Tuva Halk Cumhuriyeti) kurulur ve Tuva'nın ilk anayasası kabul edilir. Anayasanın 1. maddesi "Tuva iç işlerinde serbest, dış işlerinde ise Rusya'ya danışarak hareket eder." şeklindedir. Bağımsızlığını 1944 yılına kadar devam ettiren Küçük Tuva Cumhuriyeti, 20. asırda Türkiye Cumhuriyeti'nden sonra en fazla bağımsız kalan Türk Cumhuriyeti olma özelliğini göstermiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra devlet başkanlığına Sodnam Balçır seçilir.
Daha bu yıllarda, Sovyetler Birliği'nin, çeşitli yollarla Tuva'yı kendilerine bağlamak üzere çalışmalara başladığını görüyoruz. Şüphesiz bu yollardan en önemlisi: önce Moğolistan'da, çünkü komünizm Moğolistan'a resmi olarak 1920'li yılların ortalarında girmiştir, daha sonra Tuva'da gençlerin komünist ideoloji doğrultusunda eğitilmesi olmuştur. Eğitilen bu gençler, ülkelerinde yeni açılan okullara öğretmen olarak atanmışlar, kısa süre sonra da yönetimde söz sahibi olmuşlardır.
1930'lu yılların sonunda komünist ideolojiyi savunanların ülke yönetimine tamamen hakim olduklarını görüyoruz. 1921 yılında Tar kurulduğunda: "Rusya'nın işçi-çiftçi hükümeti Uryanhay (Tuva) Bölgesi'ni kendi toprakları olarak görmemekte ve onu bu şekilde ilerde de görecek her hangi bir düşüncesi bulunmamakta" diye kutlama mesajı gönderen Sovyetler Birliği yönetimi, aradan 23 yıl geçtikten sonra bütün şartları lehine çevirmiş ve Tuva Hükümeti'nin 17 Ağustos 1944 yılında aldığı "Büyük Sovyet Devleti'nin idaresi altına girme isteğini" lütfen! kabul etmiştir. 11 Ekim 1944 yılında alınan bu kararla bağımsız Tar, "Sovyet Muhtar Bölgesi" olmuştur. Sovyetler Birliği'ne katılmak için en çok çaba sarf edenlerden biri olan Salçak, Toka Muhtar Bölge'nin başına getirilmiştir. 10 Ekim 1961 yılında Tuva; "Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" ünvanını alır. 1991 yılında Sovyetler'in çöküşüyle Tuva, 28 Ağustos'ta "Tuva Cumhuriyeti" adını alır. Şerig-ool Oorjak halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu. Aralık 1993'te yapılan seçimlerde, Tuva Meclisi'ne seçilen 32 parlamenterden, 28 tanesini Tuva kökenli adaylar kazanır. Tuva dili uzmanı olan Kaadır-ool Biçeldey, parlamento başkanlığına seçilir.
Tuva'da 21 Ekim 1993 yılında yeni anayasa kabul edilir. Bu yeni anayasanın 1. maddesi: "Tuva Cumhuriyeti Rusya Federasyonu terkibi içinde demokratik bir devlettir. Federasyon antlaşmasını bütün Tuva halkının referandumu gereğince değiştirme, kendini yönetme ve Rusya Federasyonu'ndan ayrılma hakkına sahiptir." demektedir.
Tuva Cumhuriyeti, Sibirya'nın güneydoğusundadır. Güneyinde ve güneybatıda Moğolistan Halk Cumhuriyeti bulunmaktadır. Nüfusunun %70.02 Tuva'lardan, %20.11'i Ruslar'dan, %3.7'si diğer milletlerden oluşmuştur.
Her ne kadar Rusların gölgesinde kalmış olsalar da, dillerine sahip çıkabilmişler, resmi dilleri Tuva Türkçesi (gerçi Tuva alfabesi Kiril alfabesiyle fazlaca benzeşiyor ama olur o kadar).
Nerdeeeen nereye.. Kızılderililerin direnişlerini yazayım diye oturdum, Amerika kıtasından Avrupa'ya, Rusya'nın aşağısına kadar geldim. Bu vesileyle de dünya üzerindeki tüm Türklere selam olsun diyeyim:)
Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur..
Zorunlu not: Evet hakkımda faşist diyen de çıktı, ülkücü diyen de. Ama bu yazı sonrası bu sıfatlarla tekrar karşılaşmamak için yazıyorum bu zorunlu notu. Diğer milletlere saygım sonsuz (hakediyorlarsa tabi), ancak herkes kendi milletine baksın bana ne. Ben de kökenlerini seven, gurur duyan biri olarak elbette rengimi belli eden şeyler söylerim böyle (Türküm ben yaaaa, var mı ötesi!) Amaaaaaaaaaaaaaaa, kesinlikle hiçbir siyasi kurum ve kuruluşla alakam yoktur, ve üzülerek söyleyebilirim ki benim ideolojimi yansıtan hiçbir parti/dernek de mevcut değil malesef. Bundan mütevellit, bu yazı tamamen milli duyguların esareti altında yazılmıştır, lakin bu milliyetçilik herkesin ilk aklına gelen, kendini milliyetçi sanan güruhun gerçek anlamından uzaklaştırdığı milliyetçilikle uzaktan yakından alakalı değildir.
Sonra canım sıkılmasın, peşinen belirteyim de:)
Çarşamba, Aralık 26, 2007
Metamorfoz

Günlük sakin ol, panik yok, iyiyim ben. Tarkan'ın dumanı üstünde albümünü dinliyorum evet, ama hakkaten iyiyim yaaa hiçbi sorun yok. İntihar etmiycem, hastayım falan ama o kadar da bezmedim. Ehuhe.
Yahu hiçbi fark yok, niye yeni şarkılar yapma ihtiyacı duyuyor ki bu adam? İkilemeler yönünden bile değişen bi şey yok. Yarebbim, kaç gündür herkes bana msn'den olsun, mail yoluyla olsun, Tarkan rapidi gönderiyor! Şarkı listesine bakmak bile ne güzide(!) bi albüm olduğunu gösteriyor da, benim takıldığım nokta o diil. Ben bunca insana ne yapmış olabilirim ki? Niye Tarkan albümü yollayacak kadar gıcık kapıyolar benden? Böhhüüüeeeeeeee!
Sonunda dayanamadım, tamam ülen dedim, dinliycem. Yarın öbür gün her yerde çalacaklar kesin, şimdiden hafif dozlarla alıştırayım bünyeyi diye.. Ve elan dinliyorum işte, 5. şarkıya geçmiş ama ben hala bi şey anlamadım.
"Çivi gibi çivi gibi olmak lazım..(yine ikileme)" gerisini aklımda tutamadım. Valla Tarkan'cım seni hayatımın hiçbi döneminde sevmedim, sevemedim. Tamam bikaç şarkın vardı dinlediğim, hatta hastası olduğum (Unut Beni tabi ki, Hüp diil). Ama zorlama işte yaa olmuyor be canım. Metamorfoz demişin ama yine kozadan hiçbişi çıkaramamışın. Tekerrürden ibaret olan bi tarihi bilirdim, bi de sen varsın işte. Konuşturma böyle elalemi (ben de elalemim sana göre) kendin hakkında. Yok yani sonra hakkında konuşanlar utanıyor, "ıyyyy bu konuda üşenmeden bu kadar laf mı etmişim ben, tiskindim kendimden" diyerek..
Yahu hiçbi fark yok, niye yeni şarkılar yapma ihtiyacı duyuyor ki bu adam? İkilemeler yönünden bile değişen bi şey yok. Yarebbim, kaç gündür herkes bana msn'den olsun, mail yoluyla olsun, Tarkan rapidi gönderiyor! Şarkı listesine bakmak bile ne güzide(!) bi albüm olduğunu gösteriyor da, benim takıldığım nokta o diil. Ben bunca insana ne yapmış olabilirim ki? Niye Tarkan albümü yollayacak kadar gıcık kapıyolar benden? Böhhüüüeeeeeeee!
Sonunda dayanamadım, tamam ülen dedim, dinliycem. Yarın öbür gün her yerde çalacaklar kesin, şimdiden hafif dozlarla alıştırayım bünyeyi diye.. Ve elan dinliyorum işte, 5. şarkıya geçmiş ama ben hala bi şey anlamadım.
"Çivi gibi çivi gibi olmak lazım..(yine ikileme)" gerisini aklımda tutamadım. Valla Tarkan'cım seni hayatımın hiçbi döneminde sevmedim, sevemedim. Tamam bikaç şarkın vardı dinlediğim, hatta hastası olduğum (Unut Beni tabi ki, Hüp diil). Ama zorlama işte yaa olmuyor be canım. Metamorfoz demişin ama yine kozadan hiçbişi çıkaramamışın. Tekerrürden ibaret olan bi tarihi bilirdim, bi de sen varsın işte. Konuşturma böyle elalemi (ben de elalemim sana göre) kendin hakkında. Yok yani sonra hakkında konuşanlar utanıyor, "ıyyyy bu konuda üşenmeden bu kadar laf mı etmişim ben, tiskindim kendimden" diyerek..
Sözün özü şu ki, bu Metamorfoz sonucunda Tarkan daha iyi bi mahluğa dönüşemiyor, merak edenlere peşin peşin söyleyivereyim ben.
Merry Christmas!!!
Haberleri izliyorum, ne kadar duygulandım anlatamam!! Amerika çok geniş yürekli bi devlet! Of günlük ağlamıyorum belki ama bu duygu seli içinde gözyaşlarım içime akıyor! Bu ne yüce gönüllülük, bu ne merhamet!
Habere bak: Amerikan askerleri, Noel münasebetiyle Kuzey Irak'ta zırhlı araçlarından oyuncak dağıtmış çocuklara! Allah'ım sen sabır ver! Belki o çocuklar hayatlarında ilk defa bi oyuncağa sahip oluyorlar, yüzlerinde bi tebesüm var bunun şaşkınlığından- hem hangi çocuk sevmez ki kutlamaları, hediyeleri.. Ama hiçbirinin hayatları boyunca tek bi oyuncağı olmasa, şimdi olmayan özgürlükleri kadar acıtmaz canlarını.. O askerler bir kerecik, geçici bi sevindirmeyle ne bugüne kadar yaşattıklarını unutturabilir, ne de bundan sonra çekilecek acıları hafifletir. Amerika artık dünyaları verse affettiremez kendini, ne kadar günah çıkarsa aklanamaz. Eğer insanları gerçekten sevindirmek istiyorsa, Irak topraklarından çeksin askerlerini, defolup gitsin!
Sinir oldum yine.. Aptal Bush!
Not: Günlük ben faranjit olmuşum! Daha mesleğe adım atalı 4 ay oldu olmadı, hemen kaptım hastalığını. Ağzımı açıp iki cümle kuramıyorum, anında öksürük başlıyor. Ben de baktım böyle olmuyor, rapor aldım iki günlük. Pazartesiye kadar evdeyim. Bi de yetmez gibi grip var ki sorma halimi. Çok konu var, çok yazasım var ama, takat yok işte. Güç topladığım zaman yazarım yine.
Habere bak: Amerikan askerleri, Noel münasebetiyle Kuzey Irak'ta zırhlı araçlarından oyuncak dağıtmış çocuklara! Allah'ım sen sabır ver! Belki o çocuklar hayatlarında ilk defa bi oyuncağa sahip oluyorlar, yüzlerinde bi tebesüm var bunun şaşkınlığından- hem hangi çocuk sevmez ki kutlamaları, hediyeleri.. Ama hiçbirinin hayatları boyunca tek bi oyuncağı olmasa, şimdi olmayan özgürlükleri kadar acıtmaz canlarını.. O askerler bir kerecik, geçici bi sevindirmeyle ne bugüne kadar yaşattıklarını unutturabilir, ne de bundan sonra çekilecek acıları hafifletir. Amerika artık dünyaları verse affettiremez kendini, ne kadar günah çıkarsa aklanamaz. Eğer insanları gerçekten sevindirmek istiyorsa, Irak topraklarından çeksin askerlerini, defolup gitsin!
Sinir oldum yine.. Aptal Bush!
Not: Günlük ben faranjit olmuşum! Daha mesleğe adım atalı 4 ay oldu olmadı, hemen kaptım hastalığını. Ağzımı açıp iki cümle kuramıyorum, anında öksürük başlıyor. Ben de baktım böyle olmuyor, rapor aldım iki günlük. Pazartesiye kadar evdeyim. Bi de yetmez gibi grip var ki sorma halimi. Çok konu var, çok yazasım var ama, takat yok işte. Güç topladığım zaman yazarım yine.
Cuma, Aralık 21, 2007
Bayram

Her ne kadar bana bazen (ya da çoğu zaman) işkence gibi gelse de, iyi bayramlar günlük. Sevemiyorum napayım, hani bi dinleneyim ne güzel tatil desen o da yok. Sabahın körü körü kalk, gelen giden iki dakka oturtmasın seni yerinde, hizmet rekoru kırmayı saymassan bayram olduğunu bile anlayama.. Hiç bu kadar erken söyleyeceğimi tahmin etmezdim ama hakkaten günlük, nerde o eski bayramlar? Gelen gidenden fırsat bulduğum arada bi sınıfın yazılısını okudum düşün yani ne kadar şahane geçiyor! Yine de güzel tabi, kurban bayramı daha güzel geliyor bana, en azından mis gibi kavurma yiyosun:)
İlk paragrafı yazdığımdan beri 3-4saat geçmiştir rahat. Bi yazı bile yazamıyorum yaa bu ne yoğunluktur bitsin artık bayram aaaaaaaa!
Değnekle ilgili biraz canım sıkkın bu aralar, çünkü emin diilim yaptıklarımdan. Yani, içimden geldiği gibi davranmaya devam mı etmeliyim yoksa bi tavır mı koymalıyım bilmiyorum. Bazen saçmaladığımı düşünüyorum, ve abarttığımı.. Yaptığım ve yapmadığım şeylerden pişmanlık duyuyorum. İçim rahat olsun da, nolursa olsun diyorum artık.. Vicdanımı rahatsız edecek hiçbi şey yapmıycam.
Şampiyonlar ligi kuraları çekildi bugün, Fener'in rakibi Sevilla oldu beh! Ben çok seviyorum Sevilla'yı yaa, çok iyi takım. Fener de gruptan çıktı nasılsa, daha fazla ilerlemese de olur, ben Sevilla'yı tutuyorum kusura bakmasınlar:)
O diil de, biz çok tanımsız bi durumdayız. Geçen gün gruptaki son maçlar vardı, Panionios - Bordeaux maçını izlerken, diğer taraftan da Gassray'ın Austria Wien'le maçını radyodan dinledim. Yahu, inan anlayamıyorum ben bu takımı. Son maçını oynuyosun, mutlaka kazanman lazım, kendi evindesin, karşındaki de amatör takım gibi bi şey! Nasıl gol atamazsın yaaa nasıl oynamazsın sen? Yok ki böyle bi hakkın! Sen kılını kıpırdatmazken, diğer maçta as oyuncularından yoksun, genç yedeklerle sahaya çıkan, 2-0 geriye düşüp "hah satmış bunlar maçı zaten" dedirtip sonra utandıran takım skoru 3-2'ye çevirdi de öyle kurtuldun! O takım ki, küfürlerden fal tuttuğumuz, pis Fransız takımı dediğimiz, yenmeyi beceremediğimiz (şimdi bu bana normal geliyor), hatta benim adını yazmaya üşendiğim Bordo! Bizimkiler yattı, Bordo çalışıp didinip bizi gruptan çıkardı! Hiçbi şey diyemiyorum, zira utanıyorum. Bu kadar kolay bi gruptan aldığımız bikaç puan, ki içinde şaibeli bi galibiyet puanı da var.. Sanki biz istemiyoruz da Uefa zorluyor bizi noolur siz de gelin bırakıp gitmeyin diye. Gassray'daki bal bende bile yok vallahi.
Peki bitti mi? Hayır. Bugün bizim de kuralar vardı, rakibe bak: Bayer Leverkusen! Küçümsediğimi sanma sakın günlük, Gassray'ın şu halini gördükten sonra ilk 11'i zor tamamlayan mahalle takımını bile ciddiye alırım! Mesele o değil. Ancak Bayern Münih çıkmadı ya, Gassray'ın balındandır. Leverkusen'in stadında oynanacak maçlar bizim için asla deplasman havasında olmayacak, seyirci desteğiyle evimizde oynar gibi olacak ya, Gassray'ın balındandır. Bu eşleşmeden galip çıkarsak, bi sonraki rakibimiz Zürih-Hamburg eşleşmesinin galibi olacak ya, bu da Gassray'ın balındandır. Eleme sisteminde grup sistemine göre daha iyi olduğumuz gerçeğini de göz önüne alırsak.. Takım işi biraz ciddiye alsa, Kalli bunamadıysa adam gibi bi takım çıkarsa, neden olmasın be ya? Ama bi yandan da, bu kadar ucuz takımların olduğu bi gruptan, Bordo'nun yardımıyla son anda ucundan yakalayıp çıkıyorsa bu Gassray, A.Wien'e tek gol bile atamıyosa, şimdiden geçmiş olsun diyeyim. Ha yine bu balla bi şeyler yaparsa bu kupada, o zaman Aziz Yıldırım'ı beklemeden ben söylerim "bak bu sefer hakkaten tesadüftü" diye. Son dönemlerde Gassray'lı olmak, herşeye, tüm sürprizlere açık olmakla eş anlamlı. Ve yine son dönemlerde Gassray'lı olmak, çooookkk sabır isteyen bi iş. Sinirler sağlam olmalı. Zor valla, çok zor.
Saat 2 oldu be. Daha bu gece Testere gecesi yapıcam güya.. O değil, cumartesi geldi bile! Ben daha üç sınıfın yazılılarını okuyacam, iki sınıfın performans ödevlerini değerlendiricem. 5. sınıfların yazılı sorularını hazırlıycam.. Ve bunca şeyi, bayram ziyaretine gelenlerden fırsat bulduğum zamanlarda yapıcam! Aman yaaa tatil istiyorum artık! Kurban bayramında gezmek yasaklansın ya da. Ramazan bayramında yapsınlar tüm ziyaretleri, kurbanda da evlerinde oturup et doğrasınlar! Bi de, sen falancaya gitmişsin bayramlaşmaya, falanca sana gelmesin tekrar. E nasılsa bayramlaştınız, ha falancanın evinde ha senin evinde. Ne farkeder? Yapmayın bunu sakınnn!
Bi de şu kuru öksürük bitseydi, her an sanki boğuluyomuşum gibi hisset(tir)meseydim. Çok şey mi istedim bugün?
Sonra yine yazarım günlük. Bölük bölük yazabildim zaten, parça bütünlüğü yok galiba bu sefer. Bir dahaki yazışımda bayram bitmiş olsun diye umuyorum, ve ii geceler diyorum..
Salı, Aralık 18, 2007
Bıçak Sırtı Bindirbir Gece olmasın kampanyası..
Yine dizi bitti, haftaya görüşürüz artık dedi ya, ben yine tutamadım kendimi. Bakın senaristler, ağalar! Tamam, sonuna kadar izlerim ben yaptığınız diziyi ama, böyle devam ederseniz "haayıırr haayıırrr sevmiyoruuum sevmiyoruuumm" demeye başlıycam.Dallandırıp budaklandırmadan bi iş yapmak bizim (biz dediğim the Turks) genlerimizde yok galiba. Ama ama ama.. Umutlanmıştım yaaa, Nejat'ım İşler'im vurulduğunda, hastane sahnesi, iyileşmesi, ayaklanıp aşklara yelken açması sadece bir (rakamla 1) bölüm içinde vuku bulmuşken, Nisan hatunun Nejat'ımı dinlememekte ısrar etmesi, olayın çözüme kavuşmaması, sanki senaristlerin genlerinin harekete geçip, özlerine dönmeye başladıklarını düşündürüyor. (-eeeehhhh daha bi bölüm oldu kızım sabret azcık! -öyle deme günlük geriliyorum istem dışı.)
Ve fakat, Nejat'ımın Nisan hatunu ve yumurcağı kaçırıp, Mustafa Hakkında Herşey'deki kır evinin bir kopyası gibi duran (tam göremedim, ama benzettim işte) mekana götürmesi "sahalarda görmeyi özlediğimiz görüntüler"dendi.
Ben şimdiden, iş işten geçmeden yani, naçizane kampanya fikirlerim var efen'im, onları şeyetmek istiyorum. Gerekirse TMC'nin kapısını çalarız. Şöyle ki:
İlk kampanya fikrim, tabbiiii ki de Nejat'ım İşler'imin başına gelen vahşet, barbarlık üzerine..
"Savaşlar olmasın, Nejat bıyıksız kalmasın" kampanyası. (Amerika, lütfen çek elini artık!)
Ve ikincisi, olaylar örgüsü sünmesin, sündürmesin diyerekten:
"Bıçak Sırtı Bindirbir Gece olmasın!" Eğer isteseydik o diziyi izlerdik, ya da eskiden bi Aliye izlemişliğimiz olurdu (Nejat'ıma rağmen izlemedim bak). Sevmiyoruz ööööyle uzatıp haftalarca aynı şeyi mıncırmanızı. (-e ama siz milletçe izliyosunuz böyle dizileri, nasıl sevmiyosunuz? -yaaa günlük keser misin, ben Bıçak Sırtı izleyicilerinden bahsediyorum biz diyerek!)
(Bu arada Kaka yılın futbolcusu seçilmiş, az önce ben bunu gördüm. Kaka iyi hoş da, ben Milan'ı sevmiyorum yaa.. cık cık cık..)
Bi de senaristlere şunu söylemek istiyorum: Yahu Nisan hatun zaten Nejat'ıma sırf kendisiyle velet yüzünden ilgileniyor diye sırt çevirmiş, hala niye Nejat'ıma "oğlumdan ayrılmamak için herşeyi yaparım, oğlumdan ayrı kalamam" gibi tamamen velet üzerine laflar ettiriyosunuz ki? Desin ki ben sana yalan söylemedim, seni sevdiğim için sana yaklaştım vs vs. Nejat'ım İşler'imi dinlerken kalakalıverdim. Hayır yani işi bilmiyosunuz madem, daha orda ne oturuyosunuz anlamıyorum ki!
Neyse ben diyeceğimi dedim, yazılı hazırlamaya dönebilirim artık.. İki gündür koş koş koşturuyorum yazılılarla, yarını da bi atlatsam tatilim başlar gibi olacak (çarşamba yarım gün okul ve yazılı yok). Ha gayret Mörvin sık dişini bi güncük daha diyerek kendimi gaza getiriyor, ve huzurlarınızdan ayrılıyorum:P
Hadi görüşürüz günlük, yine yeni yeniden bıyıklı Nejat'lar diliyorum:)
Pazar, Aralık 16, 2007
MeeeeeCeeeeeeSeeeeeeeeee:)

Yine bir blog gününde daha karşınızdayım :P Bu haftaki ev sahibimiz MeCeSe diye tabir ettiğimiz, MıstağaaCan.
(Bu arada maçta ortalık karıştı du bi ona bakiiim ben.. Abbaaawwww Ashley Cole geçirdi yumruğu Fabregas'a.)
Neyse ne diyordum.. Evet, MıstağaaCan'dayız bu hafta. Kendisini tanımam, valla bak. Ama blogundan mütevellit şahsı hususunda envai çeşit fikre sahibim sanırım. Onu bir "teknoloji kurdu" olarak tanımlamak mümkün. Benim en zayıf halka olduğum bu "tekno" konularda acciiip ilgisi ve dahi bilgisi var. Bunun yanısıra, sosyal ve kültürel alanlarda yaptığı yorumlar, duyurular Mıstağaa'nın kişiliğinin başka renkleri de olduğunu gösteriyor.
Tanışmamış olmama rağmen, kendimi ona yakın hissetmemi sağlayan iki husus var. İlki, spor merakı.. Tenisten formula yarışlarına kadar birçok spor dalıyla ilgili (hoş, o bir erkek ve bayanların pek alakasının olmadığını düşünüyor ama olsun:) . Üsteliiiik.. O bir GASSRAYlı:) İkinci husus, Mıstağaa'nın yaşadığı paralel ve meridyen.. İstanbul'da yaahu daha ne olsun.. Ben de bi gün geri dönücem oraya, şööööyle Boğaz'a karşı oturup tüttürcem sigaramı.. (Özledim yav) İşte, sadece bu ikisi bi arada olunca bile MıstağaaCan'a bi sempati duyuyor insan. (ve çokkk kıskanıyorum ben buralarda hasret çekerken onun İstanbul'un göbeğinde hayat sürüyor olmasını.)
Yazdıklarından anladığım bir başka şeyse, duyarlı biri olduğu.. Yani, yüzeysel bakmıyor hiçbi şeye. Nasıl anlatsam.. Hassas. Evet, kelime bu. Hassas, ve duygularıyla yazıyor. Ya da bunu hissettiriyor işte. Zaten, "Ben Çocukken" blogundan da yeterince belli oluyor.
Flash flash flash:P Son dakika haberi gibi oldu ama gerçekten son dakika öğrendiğim bi şey. Ya nasıl haberim olmamış hakkaten, hayret valla. Bizim MıstağaaCan meslektaşmış! Hem de en vekilinden! Blog arkadaşım, inşallah en kısa zamanda kadroya geçersin. (sen de bana dua et yaa atanıp İstanbul'a gideyim, ev hazır bi ben yokum)
Bu arada, belirtmek istediğim bi yönü var Mıstağaa'nın. Biraz müneccimlik gibi, önceden yanlış gibi görünen ama sonradan vay beh dememe sebep olan bi olayı var kii.. Helal olsun diyebiliyorum sadece, ki tabi bilinçliyse bu yaptığı. Efen'im, benim Mıstağaa'yı ilk tanıyışım bu noktada başlar desem yeridir. Biz çok üstüne gitmiş, esefle kınamış ve "biraz dikkat be hacı" diye uyarmıştık kendisini. Ama sonradan gelişen bazı durumlar, Mıstağaa'nın o uyarımızı alan hareketini birebir haklı ve doğru çıkarmış, beni de hayretten hayrete salmıştır. Burda da tekrar neymişsin sen be MıstağaaCan diyor, içgörü müdür, ileri görüşlülük müdür, müneccimlik midir artık adı her neyse, devamını diliyorum:)
Benim diyeceklerim bu kadar.. Daha fazlası için, ben çocukken ve MCS .. Göz atmak için girip de, "yaa şunu da okuyayım öööyle dönerim yazılı hazırlamaya" dediğim iki güzide blog.. Ve ikisinin de sahibi, bizi annesinin patatesli börekleriyle ağırlayan, kendisi ortalarda görünmeyen MıstağaaCan:) Kendisine sağlık, başarı, kadro ve en önemlisi de, hayallerini süsleyen mutlu bir yuva diliyorum. İnşallah en kısa zamanda kavuşur bu hayaline de, kıl dönmesini beklemez:)
Cumartesi, Aralık 15, 2007
Terbiyesizim hem de çok acaip..
Selam günlük. Bak her an terbiyesizliğimden nasibini alabilir, küfür ve hakaret içeren konuşmalarıma maruz kalabilirsin, uyarayım. Malum, konuşmayı bilmeyen, uyarılması gereken bi bünyeyim ben. Artık uyayır mısın, yoksa bloga girişimi mi engellersin bilemiyorum (hoş, hiçbi şey yapabilecek kapasiten de yok ki, alt tarafı blogsun işte en cansızından).
Neyse, canım sıkkın biraz, anlamışsındır. Ben rutinime döneyim, hoş-beşten sonra da defolup gideyim(nasıl zor tutuyorum burda küfürlü konuşmamak için ahhhh!!).
Yazamadığım süre boyunca ya çok yoğundum ya da çok yorgun.. Bu hafta galiba biraz psikopata bağladım, hergün sabaha karşı 5te yatıp 7buçukta kalkarak kendime nasıl işkence edebilirim konusunda farklı bi yöntem daha geliştirdim. Dün de biraz(!) kestireyim diye akşam 5sularında uzandığım yatağımdan sabah 8(!?) gibi kalkarak, kendi çapımda yeni bi rekora da imza atıp, bu saçmalığa bi son verdim (umarım tabi).
Hani aralık atamasında biri gelirse benim yerime naparım diye kendimi yiyordum ya, geçen gün bu bekleyiş sona erdi. Liseden bi arkadaşım tercih yapacakmış, bana tercihler konusunda bi şey sorma gafletinde bulununca, aklıma geldi. Babanın hayrına açıp bi bakıver bizim burdan hangi okullar var listede dedim, bırak okulu, il olarak bile yokmuş!! Bizim branştan demiştim ya hepi topu 115kişi alacaklar diye, tahminim şu ki, ücretli, geçici vs herhangi bi eğitmen olan okulları değil gerçekten örtmene ihtiyacı olan okulları koymuşlar ortaya, sanırsam. İyi yapmışlar aferim onlara, çok rahatladım ben şahsen, ve destekliyorum onları. (Öperim gözlerinden)
Bu arada, aylığım yatmış, bugün gördüm. Milli eğitime burdan "Mersi canım" demek istiyorum.
Başkaa.. Aklıma başka bişi gelmedi şimdi bak.. Heee son yazımda şu saçma diziden bahsedicem demiştim (OKS Anneleri).. Amaaaan boşver be günlük, saçma işte daha ne kadar bahsedip prim vereyim! Keyfim olsa şimdi tüm o saçmalıklardan ahahaha modunda dalga geçerek bahsederdim de, kaldıramıycam şimdi. Baştan sona abartılı bir gerilim, ilk başta gülüyosun da, sonra seni de geriyo sebepsiz yere (OKS ne yahu, seneye kalkıyor o sınav. Hadi kalkmasa bile, hakkaten OKS ne? Kime ne? Kim o dizide gösterildiği kadar kendinden geçip bir (rakamla 1) seneyi stres gerilim hattında geçirir? Manyak mısın, derdin mi yok? Sinirliyim zaten gelmeyin üstüme!)
Boğazım çok feci günlük.. Yutkunamıyorum, öksüremiyorum, konuşamıyorum (bu iyi haber gibi gelebilir), acıyo yaa! Bööyle, nası tarif etsem, boğazım şişti desem, öyle değil, bademcik desen, bende varlığıyla yokluğu belli olmas, haliyle o da değil. Ne ki bu? Desibeli düşürsem, bu saatten sonra işe yarar mı bilmiyorum da, hem haftasonunun gelmesi, hem de bikaç gün sonra bayramın gelecek olması sesim ve boğazım için iyi bi şey olacak galiba. En azından sessiz olma hakkımı kullanabilir, bağırır gibi yüksek tonda konuşmaktan bi süre uzak kalabilirim. Bugün her sınıfa bi bardak sıcak suyla çıktım yemin billah. Gerçi farklı yönde işe yaradı, aaa hasta mısınız örtmenim diyerek hiç olmadıkları kadar sessiz oldular (5. sınıf veletleri bile). Ama ben kaşınıyorum, farkındayım. Hem bu kadar çok konuşan bi insanım, hem bu kadar çok konuşturan bi meslekteyim, hem sigara içiyorum, hem de evdeyken bunu balkonda yapıyorum (annem kızıyo), dışarının soğuğunun içerinin sıcağıyla buluştuğu noktada beni yakalıyor. Yaa altını kurcalasan sebep çok tabi. En iyisi, boğazım ağrıyor diyerek konuyu açılmadan oracığa bırakmak.
Bugün bizim maç vardı Sivas'la. Hiiiçççç öyle küçümseme günlük, Sivas bu haftaya lider girdi (hani biz yenildik ya Fener'e, ondan). Lider olmasa bile, listenin üst sıralarından hiç inmedi adamlar, ve bunu hakettiklerini de her seferinde gösterdiler. Zorlu Anadolu Takımı (ZAT) yani kendileri. 2-0 yendik 80. dakkadan sonra gelen gollerle, tabi son 10dakkaya kadar endişeyle izledim. Baya iyi maç oldu ama, iki taraf da güzel oynadı. Onlar da kaçırdı, bizimkiler de saç baş yoldurdu, tam liderlik maçı oldu. Tabi Sivas şanssızdı, ilk 10dakkada Sedat sakatlanmış, Balili oyundan çıkmak zorunda kalmış, en iyi adamların daha oyunun başında yerlerini kulübedekilere bırakmış.. Fazlasıyla etkiledi Sivas'ı. Ama herşeye rağmen güzel oynadılar. Bülent Uygun'un (Sivasspor teknik direktörü) maçtan sonra döktürdüğü "Söz konusu 4 büyüklerse gerisi teferruattır." incisi de olmasa.. Yahu, başka takım olsa neyse diiiycem de, Sivas'ın başındasın be amca! Ne gerek var hakemlerle, federasyonla falan uğraşmaya? Çık sahaya, takır takır oyna futbolunu (her hafta yaptığın gibi). Tamam, biraz Amerikan futbolu tadında geçti maç, haklısın. Ama yenilginiz haklı bir yenilgiydi, hakem kaynaklı değil. Evet iyi oynadınız, lakin, yenilgiyi haketmenizin tek nedeni: Gassray yenmeyi hakedecek güzellikte, sizden daha iyi oynadı. Sezonun en iyi oyunlarından birini çıkardık (ne var sanki Fener'e de böyle oynasanız a basireti bağlılar!?). O nedenle Bülent amca, hiiç boşa hakemdi MeHeKa'ydı falan konuşma. Olmuyor çünkü, ayıp yani. İlla bi oyunu haketmemiz için Anadolu takımı olmamız mı gerek, yoksa hep hakemler kayırıyor mu diyeceksin her başarımıza? Bi de, bu maçta goller de temiz yani için rahat olsun, ne ofsayt ne penaltı yok yani. Sus, önündeki maçlara bak. Aferim sana.
(Bu arada Uğur kendini baya baya aşmaya başladı. Yine çok beğendim bugün. Bi asist, bi gol pozisyonu başlatma.. Şahanesin, aynen devam)
Ve son bi sözüm daha var. Kalli dede, artık şu Ümit Karan'ı yanında oturtma sevdandan vazgeç be güzelim, hadi be canım! Belki de çok daha erken gol bulup rahatlayacakken, sayende son 10dakikaya "tüh, maç böyle biter, gitti liderlik" diye diye girdik. Ne gerek var bu kadar gerilmeye? Hadi ben gencim, tazeyim daha, bari kendini düşün. Bu işten para kazanan sensin (ne ihtiyacın varsa bu yaştan sonra gerçi), stresi benden çok yaşayan (ya da yaşaması gereken) sensin, ve dedemden de yaşlı olan yine sensin. Hiç mi korkmuyosun bi gün o kulübenin önünde yığılıp kalmaktan? Sen Ümit'i al 11'e, hadi o olmaz mı diyosun, tamam, ikinci yarının başında da uyar bana, devre arasından sonra Ümit'le başla oyuna, sen de ömrünü garantiye al, beni de kanser etme. Olur mu canım? Sana da aferim.
Şu an TV'de kadınlar var, hapisteler. Hergün yeni ve yeni olduğu kadar acaip ve acaip olduğu kadar saçma sapan diziler çıkıyor. Bana bizim yurdu hatırlattı, peheeee.. (tabi bizim odalar 4kişilikti o ayrı)
Neyse çok durdum ben. Gideyim. Daha yazılı sorusu hazırlıycam bikaç sınıfa, iki sınıfın yazılısını okuycam, performans ödevi hedesinin değerlendirme formu hödösünü ayarlıycam falan. Klavye de manyaklaştı zaten bazı yazdıklarım çıkmıyo, kelimeler yarımtrak (düzelttim ben hepsini, arama boşa yanlışımı).
Abowww, koğuşun hanım ağası, hatunun birinin elini pres ütüye sokup en cosss'undan yaktı. Diziler çok şiddet içerikli olmaya başladı canım, kötü etkileniyorum, şiddet eğilimli olucam aaaaa.. Çok ayıp.
Hadi gideyim ben artık. Sii yu günlük..
"Gülüşlerim vardı benim, ben kimim ben nerdeyim, tam karşıya geçerken bıraktığın o el benim.."
(içimden geldi)
Neyse, canım sıkkın biraz, anlamışsındır. Ben rutinime döneyim, hoş-beşten sonra da defolup gideyim(nasıl zor tutuyorum burda küfürlü konuşmamak için ahhhh!!
Yazamadığım süre boyunca ya çok yoğundum ya da çok yorgun.. Bu hafta galiba biraz psikopata bağladım, hergün sabaha karşı 5te yatıp 7buçukta kalkarak kendime nasıl işkence edebilirim konusunda farklı bi yöntem daha geliştirdim. Dün de biraz(!) kestireyim diye akşam 5sularında uzandığım yatağımdan sabah 8(!?) gibi kalkarak, kendi çapımda yeni bi rekora da imza atıp, bu saçmalığa bi son verdim (umarım tabi).
Hani aralık atamasında biri gelirse benim yerime naparım diye kendimi yiyordum ya, geçen gün bu bekleyiş sona erdi. Liseden bi arkadaşım tercih yapacakmış, bana tercihler konusunda bi şey sorma gafletinde bulununca, aklıma geldi. Babanın hayrına açıp bi bakıver bizim burdan hangi okullar var listede dedim, bırak okulu, il olarak bile yokmuş!! Bizim branştan demiştim ya hepi topu 115kişi alacaklar diye, tahminim şu ki, ücretli, geçici vs herhangi bi eğitmen olan okulları değil gerçekten örtmene ihtiyacı olan okulları koymuşlar ortaya, sanırsam. İyi yapmışlar aferim onlara, çok rahatladım ben şahsen, ve destekliyorum onları. (Öperim gözlerinden)
Bu arada, aylığım yatmış, bugün gördüm. Milli eğitime burdan "Mersi canım" demek istiyorum.
Başkaa.. Aklıma başka bişi gelmedi şimdi bak.. Heee son yazımda şu saçma diziden bahsedicem demiştim (OKS Anneleri).. Amaaaan boşver be günlük, saçma işte daha ne kadar bahsedip prim vereyim! Keyfim olsa şimdi tüm o saçmalıklardan ahahaha modunda dalga geçerek bahsederdim de, kaldıramıycam şimdi. Baştan sona abartılı bir gerilim, ilk başta gülüyosun da, sonra seni de geriyo sebepsiz yere (OKS ne yahu, seneye kalkıyor o sınav. Hadi kalkmasa bile, hakkaten OKS ne? Kime ne? Kim o dizide gösterildiği kadar kendinden geçip bir (rakamla 1) seneyi stres gerilim hattında geçirir? Manyak mısın, derdin mi yok? Sinirliyim zaten gelmeyin üstüme!)
Boğazım çok feci günlük.. Yutkunamıyorum, öksüremiyorum, konuşamıyorum (bu iyi haber gibi gelebilir), acıyo yaa! Bööyle, nası tarif etsem, boğazım şişti desem, öyle değil, bademcik desen, bende varlığıyla yokluğu belli olmas, haliyle o da değil. Ne ki bu? Desibeli düşürsem, bu saatten sonra işe yarar mı bilmiyorum da, hem haftasonunun gelmesi, hem de bikaç gün sonra bayramın gelecek olması sesim ve boğazım için iyi bi şey olacak galiba. En azından sessiz olma hakkımı kullanabilir, bağırır gibi yüksek tonda konuşmaktan bi süre uzak kalabilirim. Bugün her sınıfa bi bardak sıcak suyla çıktım yemin billah. Gerçi farklı yönde işe yaradı, aaa hasta mısınız örtmenim diyerek hiç olmadıkları kadar sessiz oldular (5. sınıf veletleri bile). Ama ben kaşınıyorum, farkındayım. Hem bu kadar çok konuşan bi insanım, hem bu kadar çok konuşturan bi meslekteyim, hem sigara içiyorum, hem de evdeyken bunu balkonda yapıyorum (annem kızıyo), dışarının soğuğunun içerinin sıcağıyla buluştuğu noktada beni yakalıyor. Yaa altını kurcalasan sebep çok tabi. En iyisi, boğazım ağrıyor diyerek konuyu açılmadan oracığa bırakmak.
Bugün bizim maç vardı Sivas'la. Hiiiçççç öyle küçümseme günlük, Sivas bu haftaya lider girdi (hani biz yenildik ya Fener'e, ondan). Lider olmasa bile, listenin üst sıralarından hiç inmedi adamlar, ve bunu hakettiklerini de her seferinde gösterdiler. Zorlu Anadolu Takımı (ZAT) yani kendileri. 2-0 yendik 80. dakkadan sonra gelen gollerle, tabi son 10dakkaya kadar endişeyle izledim. Baya iyi maç oldu ama, iki taraf da güzel oynadı. Onlar da kaçırdı, bizimkiler de saç baş yoldurdu, tam liderlik maçı oldu. Tabi Sivas şanssızdı, ilk 10dakkada Sedat sakatlanmış, Balili oyundan çıkmak zorunda kalmış, en iyi adamların daha oyunun başında yerlerini kulübedekilere bırakmış.. Fazlasıyla etkiledi Sivas'ı. Ama herşeye rağmen güzel oynadılar. Bülent Uygun'un (Sivasspor teknik direktörü) maçtan sonra döktürdüğü "Söz konusu 4 büyüklerse gerisi teferruattır." incisi de olmasa.. Yahu, başka takım olsa neyse diiiycem de, Sivas'ın başındasın be amca! Ne gerek var hakemlerle, federasyonla falan uğraşmaya? Çık sahaya, takır takır oyna futbolunu (her hafta yaptığın gibi). Tamam, biraz Amerikan futbolu tadında geçti maç, haklısın. Ama yenilginiz haklı bir yenilgiydi, hakem kaynaklı değil. Evet iyi oynadınız, lakin, yenilgiyi haketmenizin tek nedeni: Gassray yenmeyi hakedecek güzellikte, sizden daha iyi oynadı. Sezonun en iyi oyunlarından birini çıkardık (ne var sanki Fener'e de böyle oynasanız a basireti bağlılar!?). O nedenle Bülent amca, hiiç boşa hakemdi MeHeKa'ydı falan konuşma. Olmuyor çünkü, ayıp yani. İlla bi oyunu haketmemiz için Anadolu takımı olmamız mı gerek, yoksa hep hakemler kayırıyor mu diyeceksin her başarımıza? Bi de, bu maçta goller de temiz yani için rahat olsun, ne ofsayt ne penaltı yok yani. Sus, önündeki maçlara bak. Aferim sana.
(Bu arada Uğur kendini baya baya aşmaya başladı. Yine çok beğendim bugün. Bi asist, bi gol pozisyonu başlatma.. Şahanesin, aynen devam)
Ve son bi sözüm daha var. Kalli dede, artık şu Ümit Karan'ı yanında oturtma sevdandan vazgeç be güzelim, hadi be canım! Belki de çok daha erken gol bulup rahatlayacakken, sayende son 10dakikaya "tüh, maç böyle biter, gitti liderlik" diye diye girdik. Ne gerek var bu kadar gerilmeye? Hadi ben gencim, tazeyim daha, bari kendini düşün. Bu işten para kazanan sensin (ne ihtiyacın varsa bu yaştan sonra gerçi), stresi benden çok yaşayan (ya da yaşaması gereken) sensin, ve dedemden de yaşlı olan yine sensin. Hiç mi korkmuyosun bi gün o kulübenin önünde yığılıp kalmaktan? Sen Ümit'i al 11'e, hadi o olmaz mı diyosun, tamam, ikinci yarının başında da uyar bana, devre arasından sonra Ümit'le başla oyuna, sen de ömrünü garantiye al, beni de kanser etme. Olur mu canım? Sana da aferim.
Şu an TV'de kadınlar var, hapisteler. Hergün yeni ve yeni olduğu kadar acaip ve acaip olduğu kadar saçma sapan diziler çıkıyor. Bana bizim yurdu hatırlattı, peheeee.. (tabi bizim odalar 4kişilikti o ayrı)
Neyse çok durdum ben. Gideyim. Daha yazılı sorusu hazırlıycam bikaç sınıfa, iki sınıfın yazılısını okuycam, performans ödevi hedesinin değerlendirme formu hödösünü ayarlıycam falan. Klavye de manyaklaştı zaten bazı yazdıklarım çıkmıyo, kelimeler yarımtrak (düzelttim ben hepsini, arama boşa yanlışımı).
Abowww, koğuşun hanım ağası, hatunun birinin elini pres ütüye sokup en cosss'undan yaktı. Diziler çok şiddet içerikli olmaya başladı canım, kötü etkileniyorum, şiddet eğilimli olucam aaaaa.. Çok ayıp.
Hadi gideyim ben artık. Sii yu günlük..
"Gülüşlerim vardı benim, ben kimim ben nerdeyim, tam karşıya geçerken bıraktığın o el benim.."
(içimden geldi)
Salı, Aralık 11, 2007
Orhan seni mahvederim: Girme sevenlerin arasına!!!

Of günlük yaa, çok sinir oldum bak gece gece! Yahu bi insan bu kadar mı şerefsiz, bu kadar mı aşağılık, bu kadar mı.. bu kadar mı.. bu kadar mı en kötü sözlerin tamamı olabilir?
Tabi ki benim dizi (artık dizi gözüyle bakamıyorum:P) Bıçak Sırtı'ndaki Orhan karakterinden bahsediyorum! (yaaaa başka hiç gam tasa kalmadı, dizilerdeki kurgu olaylara ve karakterlere sinir olmaya başladım! hayatım süper gidiyor ya hani!!)
Ama günlük öyle deme, hakkaten çok uyuz bişi yaa! Sana ne artık boşanmışsın bitmiş gitmiş naparlarsa yapsınlar! Tamam senin derdin oğlun yerine koyduğun velet, ama saçmalıyorsun bilmem farkında mısın? Ne gereği vardı zart diye gidip o Murat'ın gerçek babası, sana o yüzden yaklaşıyo demenin? Yahut, illa ki demek istedin, çatladın, iki dakka sonra gelseydin, Nejat'ım İşler'im de söyleyiverseydi, Nisan hatun da önce bi şok, ardından da durumu anlasaydı, senin bi yerlerinden uydurarak söylediğin o hain karakedi laflarına inanmasaydı? Şimdi burdan senarist(ler)e seslenmek istiyorum, niye böyle yapıyosunuz leeyyn? Bi kere de mutlu bi aşk görelim, Allah Allah yaaaa!!!!
Ama hakkaten Fikret Kuşkan'a burdan tebriklerimi sunmak istiyorum (ne çok istedim ben de peşpeşe) : gerçekten gerçekmiş gibi oynuyor. Yok, bu cümle olmadı, oynamıyor, yaşıyor resmen, bana da o gerçeklik hissini veriyor ki akşamdan beri küfrediyorum!
O değil de, burdan Nisan hatunu da kınamak istiyorum (evet yine istedim) : sen ne istedin benim Nejat'ım İşler'imin güzelim bıyıklarından? Al işte kesti, nooldu? Gittin sahtekar ex-kocana inandın, yüzüne bakmıyosun Nejat'ımın? (yeni bölüm fragmanında gördüm, vallahi ağlıyor Nejat'ım beeaaahh) Ve yine, burdan Nejat'ım İşler'ime de seslenmek istiyorum (dört oldu) : bi hatunun lafıyla ne kesiyosun bıyıkları? Hele hele gerçek değil yaaa! Tamam, kaptırıyoruz, gerçekmiş gibi tepkiler veriyoruz da, neticede dizi bu yaa! Nooldu şimdi, değer miydi? Hatun da gitti zaten.. Sen o bıyıkları kesmeseydin dinlerdi seni bak diyorum sana. Yazık ettin. Yahu bırak ülkeyi, dünya üzerinde senden başka kime bu kadar yakışır bıyık? Hiç mi üzülmedin, elin titremedi o bıyıkları keserken? RTÜK'e şikayet edicem, "Nejat'ım İşler'imin bıyıklarını kestirdiler senaryo ayağına, bundan büyük vahşet olamaz, tiz bıyık bıraktırıla" diiicem.
Bu arada, dizinin o içime işleyen, işlemekle kalmayıp kanatan müziklerinin hepiciğini ve daha fazlasını buldum bugün sonunda:)) Bi de Nejat'ım kesmeseydi o bıyıkları..
Ya hakkaten günlük, ben böyle bi diziye kaptıracak insan diilim(çünkü insan diilim:P). Ama.. Öyle bi şey var ki bunda.. Anlatamam ki.. Benimle hiçbir alakası olmayan bi olaylar kurgusu.. Fekat, sanki tamamen beni anlatan bi şey.. (paradoks?) Değişik yani. Her hafta, izlediğimde, ağır yara almış gibi hissediyorum. Niyeyse.. Ama yine de devam ediyorum izlemeye.. (mazoşizm?) Ve bi de, yeter beh kavuşsun artık sevenler! Hep ayrılık, hep sorun.. Bizde de var aynından, yeşil sahalarda görmek istemediğimiz hareketler bunlar. Biraz mutluluk lütfen.. (bari dizilerde görelim)
Ohh döktüm içimi rahatladım valla. Bu arada, bi şey gördüm bugün, yeni bi dizi başlamış, OKS Anneleri diye, yarın onunla ilgili izlenimlerimi(!) anlatıcam, yoksa çatlarım (gerçi izlemeye çalışırken baya bi çatladım ama neyse:))
İyi geceler, bıyıklı Nejatlar, mutlu sonlaaarrrrr...
Tabi ki benim dizi (artık dizi gözüyle bakamıyorum:P) Bıçak Sırtı'ndaki Orhan karakterinden bahsediyorum! (yaaaa başka hiç gam tasa kalmadı, dizilerdeki kurgu olaylara ve karakterlere sinir olmaya başladım! hayatım süper gidiyor ya hani!!
Ama günlük öyle deme, hakkaten çok uyuz bişi yaa! Sana ne artık boşanmışsın bitmiş gitmiş naparlarsa yapsınlar! Tamam senin derdin oğlun yerine koyduğun velet, ama saçmalıyorsun bilmem farkında mısın? Ne gereği vardı zart diye gidip o Murat'ın gerçek babası, sana o yüzden yaklaşıyo demenin? Yahut, illa ki demek istedin, çatladın, iki dakka sonra gelseydin, Nejat'ım İşler'im de söyleyiverseydi, Nisan hatun da önce bi şok, ardından da durumu anlasaydı, senin bi yerlerinden uydurarak söylediğin o hain karakedi laflarına inanmasaydı? Şimdi burdan senarist(ler)e seslenmek istiyorum, niye böyle yapıyosunuz leeyyn? Bi kere de mutlu bi aşk görelim, Allah Allah yaaaa!!!!
Ama hakkaten Fikret Kuşkan'a burdan tebriklerimi sunmak istiyorum (ne çok istedim ben de peşpeşe) : gerçekten gerçekmiş gibi oynuyor. Yok, bu cümle olmadı, oynamıyor, yaşıyor resmen, bana da o gerçeklik hissini veriyor ki akşamdan beri küfrediyorum!
O değil de, burdan Nisan hatunu da kınamak istiyorum (evet yine istedim) : sen ne istedin benim Nejat'ım İşler'imin güzelim bıyıklarından? Al işte kesti, nooldu? Gittin sahtekar ex-kocana inandın, yüzüne bakmıyosun Nejat'ımın? (yeni bölüm fragmanında gördüm, vallahi ağlıyor Nejat'ım beeaaahh) Ve yine, burdan Nejat'ım İşler'ime de seslenmek istiyorum (dört oldu) : bi hatunun lafıyla ne kesiyosun bıyıkları? Hele hele gerçek değil yaaa! Tamam, kaptırıyoruz, gerçekmiş gibi tepkiler veriyoruz da, neticede dizi bu yaa! Nooldu şimdi, değer miydi? Hatun da gitti zaten.. Sen o bıyıkları kesmeseydin dinlerdi seni bak diyorum sana. Yazık ettin. Yahu bırak ülkeyi, dünya üzerinde senden başka kime bu kadar yakışır bıyık? Hiç mi üzülmedin, elin titremedi o bıyıkları keserken? RTÜK'e şikayet edicem, "Nejat'ım İşler'imin bıyıklarını kestirdiler senaryo ayağına, bundan büyük vahşet olamaz, tiz bıyık bıraktırıla" diiicem.
Bu arada, dizinin o içime işleyen, işlemekle kalmayıp kanatan müziklerinin hepiciğini ve daha fazlasını buldum bugün sonunda:)) Bi de Nejat'ım kesmeseydi o bıyıkları..
Ya hakkaten günlük, ben böyle bi diziye kaptıracak insan diilim(çünkü insan diilim:P). Ama.. Öyle bi şey var ki bunda.. Anlatamam ki.. Benimle hiçbir alakası olmayan bi olaylar kurgusu.. Fekat, sanki tamamen beni anlatan bi şey.. (paradoks?) Değişik yani. Her hafta, izlediğimde, ağır yara almış gibi hissediyorum. Niyeyse.. Ama yine de devam ediyorum izlemeye.. (mazoşizm?) Ve bi de, yeter beh kavuşsun artık sevenler! Hep ayrılık, hep sorun.. Bizde de var aynından, yeşil sahalarda görmek istemediğimiz hareketler bunlar. Biraz mutluluk lütfen.. (bari dizilerde görelim)
Ohh döktüm içimi rahatladım valla. Bu arada, bi şey gördüm bugün, yeni bi dizi başlamış, OKS Anneleri diye, yarın onunla ilgili izlenimlerimi(!) anlatıcam, yoksa çatlarım (gerçi izlemeye çalışırken baya bi çatladım ama neyse:))
İyi geceler, bıyıklı Nejatlar, mutlu sonlaaarrrrr...
Pazartesi, Aralık 10, 2007
Paramı verin uleeeyyynnnnn!
Bugün ayın 10u ve ben hala kasım aylığını alamadım! Diyeceksin ki, eee zaten ayın 15inde yatmıyor mu maaşlar? Hayır efendim, öyle değil işte. Ben kadrolu memur olmadığım, ücretli örtmenlik yaptığım için, her ayın ilk günü, hadi olmadı en geç 4ünde 5inde alıyodum aylığımı. Bikaç gün sonra kadrolular maaş alacak, benimki hala ortada yok!
Aklıma geldi, geçende bizim okuldaki memur söylemişti, milli eğitim müdürlüğünde bi memuru bulacakmışım, daha ilk yılım olduğu için bi para mevzusu varmış falan bi şeyler demişti ama tam kavrayamamıştım. Tek aklımda kalan, maaşımı alınca o adamı bulmam gerektiği, ve tabi üste para verecek değil ya, para vermem gerektiği. Amaaan dedim, alırım maaşı giderim. Ama kaç gün geçti hala ortada kuruş yok! Ben burda açlıktan sürünüyorum:P (tamam aç açıkta değilim ama bu bahane olamaz ya, yatırsınlar paramı) Okulda da diğer hocalarla konuştum bugün, baya bi dolduruşa getirdiler beni. Vay efendim sakın o mutemet parasını almak için bilerek maaşı yatırmamış olmasınmış, eğer böyle bi şeyse kanunsuz olurmuş, gidip görüştüğümde para isterlerse önce maaşımı yatırın diyeyimmiş.. Beynim bunlarla dopdolu gittim milli eğitime. Muhasebedeki adama bir hışımla cek cek ötmeye başladım. "Ben hede'den hödö, benim aylığım hala niye yatmadı? Hıııı?!" gibisinden baya agresif bi ses tonuyla başladım, çünkü biliyorum ki bana mutemet parasını söyleyecekler, ben de kükriiiycem esip gürliiycem (evet bunu bekliordum ve hazırdım). Ayyyy adam demesin mi hazineden para gelmedi, hiçbi ücretli örtmenin aylığı yatmadı diye.. Meğersem bizi de normal maaş alanlarla bir tutup aynı işlemi yapmışlar, haliyle tarih 15ine sarkmış, bi karmaşa olması doğalmış, belki bu ay paramız yatamayabilirmiş, sorumlusu onlar değilmiş.. Yahu bi kere de doğru zamanda doğru çıkışı yapayım beeee! Kızıp hiddetlenmem gereken yerlerde daha soft(yumuşak) girişler yaparım, böööle akıllı uslu konuşmam gereken durumlarda da cadaloza dönerim. Bi ortasını bulmak istiyorum Allah'ım lütfen.. Çok utandım yaa sonradan toparlamaya çalıştım, adam da benim bulmam gereken memur çıktı bi de! O kadar sakin, o kadar iyi, güleryüzlü bi adam ki.. Keşke deseydim valla beni okulda dolduruşa getirdiler diye (mantıklıydı ama söyledikleri yaa ben napayım). Öyle işte, adamcağız farkında bile değilmiş gibi davrandı o ilk çıkışımın, hatta belki de hakkaten farketmemiş de olabilir, ama ben biliyorum ya halimi, başka türlü düşünemiyorum, mahçup hissettim..
Öyle işte.. Bi süre fakirim sanırım. Hele bu ay yatırmazlar da gelecek aya sarkarsa, babamdan borç almak zorunda kalıcam, bakkala hergün sigarayı deftere yazdırmak olmaz.. Daha bi sürü şey.. Ööööffff, yatırın benim paramı yav, alnımın teri, beynimin gelgitliği ve bünyemin cinnetiyle kazanıyorum ben onu. Hem daha yeni başlamışım, ayıp yani şevkimi nie kırıyosunuz sen ücretlisin otur aşşaaaa diye? Di mi ama?
Neyse günlük, ben kaçar. Yemeğe gidiyorum, bekletmeyim onca insanı. Mali durumumda herhangi bi değişme/gelişme olursa haberdar ederim:) Sii yuuuu:P
Aklıma geldi, geçende bizim okuldaki memur söylemişti, milli eğitim müdürlüğünde bi memuru bulacakmışım, daha ilk yılım olduğu için bi para mevzusu varmış falan bi şeyler demişti ama tam kavrayamamıştım. Tek aklımda kalan, maaşımı alınca o adamı bulmam gerektiği, ve tabi üste para verecek değil ya, para vermem gerektiği. Amaaan dedim, alırım maaşı giderim. Ama kaç gün geçti hala ortada kuruş yok! Ben burda açlıktan sürünüyorum:P (tamam aç açıkta değilim ama bu bahane olamaz ya, yatırsınlar paramı) Okulda da diğer hocalarla konuştum bugün, baya bi dolduruşa getirdiler beni. Vay efendim sakın o mutemet parasını almak için bilerek maaşı yatırmamış olmasınmış, eğer böyle bi şeyse kanunsuz olurmuş, gidip görüştüğümde para isterlerse önce maaşımı yatırın diyeyimmiş.. Beynim bunlarla dopdolu gittim milli eğitime. Muhasebedeki adama bir hışımla cek cek ötmeye başladım. "Ben hede'den hödö, benim aylığım hala niye yatmadı? Hıııı?!" gibisinden baya agresif bi ses tonuyla başladım, çünkü biliyorum ki bana mutemet parasını söyleyecekler, ben de kükriiiycem esip gürliiycem (evet bunu bekliordum ve hazırdım). Ayyyy adam demesin mi hazineden para gelmedi, hiçbi ücretli örtmenin aylığı yatmadı diye.. Meğersem bizi de normal maaş alanlarla bir tutup aynı işlemi yapmışlar, haliyle tarih 15ine sarkmış, bi karmaşa olması doğalmış, belki bu ay paramız yatamayabilirmiş, sorumlusu onlar değilmiş.. Yahu bi kere de doğru zamanda doğru çıkışı yapayım beeee! Kızıp hiddetlenmem gereken yerlerde daha soft(yumuşak) girişler yaparım, böööle akıllı uslu konuşmam gereken durumlarda da cadaloza dönerim. Bi ortasını bulmak istiyorum Allah'ım lütfen.. Çok utandım yaa sonradan toparlamaya çalıştım, adam da benim bulmam gereken memur çıktı bi de! O kadar sakin, o kadar iyi, güleryüzlü bi adam ki.. Keşke deseydim valla beni okulda dolduruşa getirdiler diye (mantıklıydı ama söyledikleri yaa ben napayım). Öyle işte, adamcağız farkında bile değilmiş gibi davrandı o ilk çıkışımın, hatta belki de hakkaten farketmemiş de olabilir, ama ben biliyorum ya halimi, başka türlü düşünemiyorum, mahçup hissettim..
Öyle işte.. Bi süre fakirim sanırım. Hele bu ay yatırmazlar da gelecek aya sarkarsa, babamdan borç almak zorunda kalıcam, bakkala hergün sigarayı deftere yazdırmak olmaz.. Daha bi sürü şey.. Ööööffff, yatırın benim paramı yav, alnımın teri, beynimin gelgitliği ve bünyemin cinnetiyle kazanıyorum ben onu. Hem daha yeni başlamışım, ayıp yani şevkimi nie kırıyosunuz sen ücretlisin otur aşşaaaa diye? Di mi ama?
Neyse günlük, ben kaçar. Yemeğe gidiyorum, bekletmeyim onca insanı. Mali durumumda herhangi bi değişme/gelişme olursa haberdar ederim:) Sii yuuuu:P
Pazar, Aralık 09, 2007
Yağmur....
Bertuğ Cemil'in gerçekten çok güzel bi şarkısı.. Yağmur.. Ama yazmak istediğim o değil, blog gününde bu hafta ev sahibi olan Yağmur:) Çalma listemde tek şarkı, dönüp duruyor, yağmur.. geri verecek buharlaşan sevgimizi.. diyor Bertuğ.. Ben de onun eşliğinde yazıma geçeyim..
Yağmur.. Burçdaşım, güzel Yay insanı.. Onun hakkında bi şeyler yazmak o kadar zor ki.. Nereden başlasam, nelerden bahsetsem.. Karar veremiyorum. Şimdi böyle yazınca sanki yılların dostu, yediğim içtiğim ayrı gitmeyen biri gibi durdu, hayır, birbirimizle belki de tek bir diyaloğumuz bile olmadı. Ama.. Onu okudukça yaklaştım, anladım, hak verdim, üzüldüm onun üzüntüsüne, tıpkı benim üzüntülerimi hatırlattığı için bi kere daha üzüldüm..
Ya bilmiyorum içinde bulunduğum ruh halinden dolayı mıdır nedir, bu yazı öyle diğer blog günü yazıları gibi olmayacak, olamayacak, olamıyor, yapamıyorum. Özür diliyorum herkesten.. Böyle berbat bi yazıyı okumak zorunda bıraktığım için.. Ve tabi Yağmur senden de özür diliyorum.. Gününü mahvettiğim için..
Aşk acısı nedir, en iyi ben bilirim derdim hep.. Karşılıksız, sevilmediğin halde sevmeyi.. Unutmak istersin, böyle sürmez dersin, ama O'na duyduğun sevgi o kadar derin, o kadar gerçektir ki.. Kıyamazsın o sevgiyi bitirmeye.. Hem bir daha böyle büyük seveceğin ne malum.. İnsan hayatında böylesini bir kere yaşar, şanslıysa belki iki.. Böyle düşünürsün.. Ben onu beni sevsin diye sevmiyorum ki.. Ama işte acıtıyor insanın içini.. Sen onu severken, hayatının en önemli yerine koymuşken.. O belki de bambaşka hayallerde, apayrı hayatlarda.. Bin kere daha yaralanırsın her gün.. her an.. Ama beceremezsin, kıyamazsın bitirmeye..
Yağmur o kadar iyi anlıyorum ki seni.. Ama gerçekten de, hayatta bunu da görmek gerektiğini düşünüyorum ben de: aşkın iki halini de yaşamak gerek.. Karşılıksızı sana en büyük acıyı tattırıyor, karşılıklıysa da yaşayabileceğin en büyük mutluluğu.. Acı eşiğimizi yükseltiyoruz belki de.. (yersen)
Neyse.. Bunları bi kenara bırakıp.. Biraz da Yağmur'un blogundan bahsedeyim.. Öncelikle göze çarpan, origami çalışmaları, sosyal ve sanatsal etkinliklere olan ilgisi, ve tabi ki duyguları.. Hissettikleri, bi şekilde okuyana da hissettirdikleri.. Bunu her zaman yazarak yapmıyor, şarkı ekleştiriveriyor bazen.. Kelimelerin anlatmak istediğini, müzikle birleştiriyor.. "Belki gelir de okursa" diye başlamış yazmaya, ama iyi ki başlamış.. Hem O okumasa da ne gam, yaşam hücrelerinden "duygu" alınmış, arındırılmış insanların anlayabileceği şeyler değil Yağmur'un yazdıkları..
Birebir tanışıklığım olmasa da, çok iyi tanıyorum hissi veriyor Yağmur bana.. Belki yay burcu olmamızın bi sonucudur, benzerlikler yakınlaştırmıştır bu kadar.. Benimki kadar depresif olmayan, ama beni anlatan bi blogu var: www.ygmroz.blogspot.com Şimdi ben kendi açımdan bakıyorum ya, sanki tamamen hüzünlü bi blogmuş gibi anlattım değil mi? Alakası yok aslında. Kendisi de diyor ya, Yağmur'la hayata dair herşey.. İçine mutluluklarını, heyecanlarını, beğenilerini, yani hayatına dair birçok şeyi katmış ve yoğurmuş, çok da güzel olmuş. Ben sadece, bu aralar görebildiğim gibisini görüp anlattım.. Normalde Duru'suna aktardıklarından, bloguna düşenler aklıma geldi hep.. Tamamen ben kaynaklı bu durum..
Her zaman geç gelirdim, günün son yazanı ben olurdum.. Bu hafta ilk damlayan ben olmuşum:) En azından benden sonra güzel yazılar gelir de, fazla sırıtmaz benim yazım.. Bu temenniyle bitireyim.. Kusuruma bakmayın..
Hep mutlu ol Yağmur... Herşeye rağmen tüm güzelliğinle yağmaya, yağdıkça güzelleştirmeye devam et...
Yağmur.. Burçdaşım, güzel Yay insanı.. Onun hakkında bi şeyler yazmak o kadar zor ki.. Nereden başlasam, nelerden bahsetsem.. Karar veremiyorum. Şimdi böyle yazınca sanki yılların dostu, yediğim içtiğim ayrı gitmeyen biri gibi durdu, hayır, birbirimizle belki de tek bir diyaloğumuz bile olmadı. Ama.. Onu okudukça yaklaştım, anladım, hak verdim, üzüldüm onun üzüntüsüne, tıpkı benim üzüntülerimi hatırlattığı için bi kere daha üzüldüm..
Ya bilmiyorum içinde bulunduğum ruh halinden dolayı mıdır nedir, bu yazı öyle diğer blog günü yazıları gibi olmayacak, olamayacak, olamıyor, yapamıyorum. Özür diliyorum herkesten.. Böyle berbat bi yazıyı okumak zorunda bıraktığım için.. Ve tabi Yağmur senden de özür diliyorum.. Gününü mahvettiğim için..
Aşk acısı nedir, en iyi ben bilirim derdim hep.. Karşılıksız, sevilmediğin halde sevmeyi.. Unutmak istersin, böyle sürmez dersin, ama O'na duyduğun sevgi o kadar derin, o kadar gerçektir ki.. Kıyamazsın o sevgiyi bitirmeye.. Hem bir daha böyle büyük seveceğin ne malum.. İnsan hayatında böylesini bir kere yaşar, şanslıysa belki iki.. Böyle düşünürsün.. Ben onu beni sevsin diye sevmiyorum ki.. Ama işte acıtıyor insanın içini.. Sen onu severken, hayatının en önemli yerine koymuşken.. O belki de bambaşka hayallerde, apayrı hayatlarda.. Bin kere daha yaralanırsın her gün.. her an.. Ama beceremezsin, kıyamazsın bitirmeye..
Yağmur o kadar iyi anlıyorum ki seni.. Ama gerçekten de, hayatta bunu da görmek gerektiğini düşünüyorum ben de: aşkın iki halini de yaşamak gerek.. Karşılıksızı sana en büyük acıyı tattırıyor, karşılıklıysa da yaşayabileceğin en büyük mutluluğu.. Acı eşiğimizi yükseltiyoruz belki de.. (yersen)
Neyse.. Bunları bi kenara bırakıp.. Biraz da Yağmur'un blogundan bahsedeyim.. Öncelikle göze çarpan, origami çalışmaları, sosyal ve sanatsal etkinliklere olan ilgisi, ve tabi ki duyguları.. Hissettikleri, bi şekilde okuyana da hissettirdikleri.. Bunu her zaman yazarak yapmıyor, şarkı ekleştiriveriyor bazen.. Kelimelerin anlatmak istediğini, müzikle birleştiriyor.. "Belki gelir de okursa" diye başlamış yazmaya, ama iyi ki başlamış.. Hem O okumasa da ne gam, yaşam hücrelerinden "duygu" alınmış, arındırılmış insanların anlayabileceği şeyler değil Yağmur'un yazdıkları..
Birebir tanışıklığım olmasa da, çok iyi tanıyorum hissi veriyor Yağmur bana.. Belki yay burcu olmamızın bi sonucudur, benzerlikler yakınlaştırmıştır bu kadar.. Benimki kadar depresif olmayan, ama beni anlatan bi blogu var: www.ygmroz.blogspot.com Şimdi ben kendi açımdan bakıyorum ya, sanki tamamen hüzünlü bi blogmuş gibi anlattım değil mi? Alakası yok aslında. Kendisi de diyor ya, Yağmur'la hayata dair herşey.. İçine mutluluklarını, heyecanlarını, beğenilerini, yani hayatına dair birçok şeyi katmış ve yoğurmuş, çok da güzel olmuş. Ben sadece, bu aralar görebildiğim gibisini görüp anlattım.. Normalde Duru'suna aktardıklarından, bloguna düşenler aklıma geldi hep.. Tamamen ben kaynaklı bu durum..
Her zaman geç gelirdim, günün son yazanı ben olurdum.. Bu hafta ilk damlayan ben olmuşum:) En azından benden sonra güzel yazılar gelir de, fazla sırıtmaz benim yazım.. Bu temenniyle bitireyim.. Kusuruma bakmayın..
Hep mutlu ol Yağmur... Herşeye rağmen tüm güzelliğinle yağmaya, yağdıkça güzelleştirmeye devam et...
Derbileştiremediklerimizden misiniz?
Naber günlük? Yahu bugün "derbi" vardı, ben derbi demiyorum ne zamandır ama, halk arasında kullanılan tabir bu. Neymiş, Gassray-Fener arasında oynanan maçlar büyük olurmuş, önemli olurmuş, hatta ve hatta dünya üzerindeki en büyük derbilerden biriymiş! Boca Juniors - River Plate maçını bin kere tercih ederim. Tamam taraftarlık sebebiyle izlemeyim oturayım bi köşede diyemiyorum ama Kasımpaşa'yla maç yapsak onu da izlerim ki ben! Mesele Fener'le olması değil yani. Derbi demiyorum bak hala. Çünkü derbi dediğin baştan sona heyecandan seni yerinde oturamaz hale getirir, gayet çekişmeli, göze hoş gelen bi oyun çıkar ortaya (düşün bu derbi(!)nin tarafları ülkenin en büyük iki takımı!) ve ve ve en önemlisi de, derbi dediğin, sürprizlere açıktır, sonucunu önceden kesin olarak bilemezsin. Halbüse bu maçın sonucunu herkes biliyordu, ben bile bi Gassraylı olarak Fenerin alacağından emindim (Kalli şaşırtmıyor ki beni!!). Sen küstür Lincoln'u (küssün diye verdik ya o kadar parayı), çıkar sahaya bebeleri, ondan sonra galibiyet bekle! Vallahi maçın başından sonuna kafayı yedim. Kalli dedem iyi gidiyor, aman nasıl da haksız çıkardı bak herkesi derken, adam "kefen param hazır, gerisi beni ilgilendirmez gari" dercesine işler yapıyor! Hani senin orta sahan? Yedek kulüben mi oynuyor maçı sahaya sürdüklerin mi? Niye bütün oynayacak adamlar senin yanında, başlarına bi şey gelir incinirler diye mi sakınıyosun, Fener maçında da oynatmayacaksan hangi maça saklıyosun? Ümit Karan'ı oyuna almak bu kadar geç mi aklına geldi? Ya haftalardır sahaya sürdüğün ve yüzünü kara çıkarmayan Mehmet Topal'ı niye kesersin? Daha iyi oynayan adamın mı var? Kim peki Volkan mı Sabri mi? Mecbur kalmasan Topal'ı hiç almayacaktın oyuna, yeri senin yanın, aman ayırma gözünün önünden, bi şey gelmesin başına! Serkan'ın ayağına kaç kere top geldi saydın mı? Saydıysan neden çıkarma gereği duymadın? Hepsini geçtim (takım kurmakla ilgili bi şey söleyemiycem artık aştı kendini çünkü!), sen kiminle maç yaptığımızı idrak edebildin mi? Ulan hiçbi şey duymadın, bilmiyosun desek, adına derbi diyorlar, bangır bangır haftalar öncesinden herkes bu maçı konuşuyor, iki dakika bi gazeteye, televizyona da mı bakmadın? Hadi sen yabancısın, senin yanındaki yardımcın kazma ne işe yarar? Tebrik ediyorum yani, bu sezon ilk yenilgimizi sayelerinde almış olduk. Tamam hadi yenil, namağlup sezonu tamamlamayı ben de beklemiyordum haftalardır belliydi son dakika beraberliklerinden falan ortada adam gibi bi düzen, oyun yok tamam da, git başkasına yenil be! Bi kere de şaşırt beni, ben de diyeyim ki aaa yok sürprizlere açık bi maç, kimin kazanacağı belli olmuyor diyeyim. Abi kesin Fener alır, bari fark yemesek demeyim bee! Artık Fenerli arkadaşlarım gol attıkları zaman zır zır öttürmüyolar telefonumu, yahut maç bitiminde nassı yendik ama diye aramıyolar, ben de telefonumu kapatma ihtiyacı hissetmiyorum, kimseyle bu maç için iddiaya girmiyorum (giren varsa da salaktır heralde skor için olabilir belki kaç kaç biter iddiası olabilir). Ne biçim derbi bu yaaa, sen bi şey hissedebiliyo musun? Kalli sana diyorum bak dede falan da demiyorum artık ağzını burnunu kırarım senin! Yat kalk kalecin Orkun'a dua et, artık onu da sırtına alıp gezdirir misin naparsın bilmem, ama şu an hala evin başına yıkılmadıysa onun sayesindedir. 6-0'ı bile tercih edebilirdik Orkun olmasaydı. Peki bu ne demek sen biliyo musun? Öğrensen iyi edersin, ikinci yarıdaki maçta Sami Yen'de olucam, geldiğime geleceğime pişman etme beni!Bundan sonra Fenerle maçlarımızı ilk haftaya falan koysunlar bari, yeni sezon açıldı aman çok iyi olcaz eskiyi unutturcaz gazıyla en azından takım biraz oyuna asılıyor, keyif veriyor izlerken. De bu ne yaaaa hiç oynamasaydınız bari, zaten oynamadınız da hiç sahaya çıkmasaydınız bari senelerdir hep aynı aynı aynı hiç gülmedi yüzümüz.
Tabi ki Kalli taktik vermeyi bilemedi, takım kurmayı beceremedi diye ben takımımdan vazgeçecek değilim, deplasmanda Fener'i yendiğimizi hatırlamıyorum bile o kadar eskilerde kalmış ama seviyorum yine Gassray'ı. Fekat kızıyorum işte yapabilecekleri belliyken böyle acizmiş görüntüsünde olmasına, Fener'e yenilmeyi bir şok, üzüntü verici bi durum olarak görmek yerine alışıp kabullenmesine, çok şey beklerken hiçbi şey yapamamasına..
Oooooffff diyorum günlük.. Ooofff!
Pazar, Aralık 02, 2007
Tatlıcadıca'yı takdimimdir..:)
Selam günnük. Farkındayım, günden güne yazmaya başladım, daha Yozgat maceralarımı bile anlatmadım ama ona da fırsat bulucam inşallah, çok yoğuuuuunn bi haftaydı valla.
Yine haftasonu, yine bir blog günü, ve yine pastalar börekler oohhhh miss:) Bi de çiiiküfte varmış duyunca hemen koşup gelmek istedim ama yazılı okuyodum yavs anca bitirebildim işleri.
Bu hafta Aslı'nın konuğuyuz. Ben bu geç kalmayı alışkanlık haline getirdim gibi görünüyor, herhalde haftaya cezalandırırlar beni artık (noolur acıyın kıymayın bana:))
Herneyse, konuyu dağıtmayalım. Aslı, nam-ı diğer TatlıCadı, hakkaten de tatlı ama hiiiçç öyle cadı falan değil demek isterdim ama.. :) Var biraz cadılık, blogunda biraz gezinen herkes de anlar yani evet cidden cadıymış bu kız beea der sanırım. Ama şunu sormak isterim size, hangimiz cadı değiliz ki? Kim iyi kalpli, masum pamuk prenses şu dünyada? (Aslı bak savunuom seni:P ) Fekat, şunu da söyleyeyim ki, Aslı art niyeti olmayan bi cadı, damarına basıldığında kıyafetini giyip süpürgesine binen, eğer kızdırmamışsanız gayet tatlı şeker bi şey. Yazdıklarını okuduğumda onu çok ii anlıyorum, benzer şeylerle uğraştığımız, kafaya taktığımız da oluyor çünkü. Hele hele, doktordan, hemşireden, hastaneden, ilaçtan.. kısaca tıbbi olan herşeyden nefret eden ve karşı olan biri olarak, Aslı'nın dişinin ağrısı benim ağrım oldu, hastanede karşılaştığı abukluklar benim de sinirlerimin hop hoplamasına yol açtı. Tiziano'ya olan karasevdası dillere destan oldu;) (ha bu arada Aslı'cım siparişi verdim arkadaşa, İtalya dönüşü sana Tiziano, bana Del Piero, OmAr'a da Papa'yı getirecek, hediye paketi olmassa kusura bakma artık:D) Elimin tersiyle ağzına geçirip kan doldurmak istediklerim listesini okuduğumdaysa, kendi listemi yaparken buldum kendimi. Aslı o kadar içten, öyle rahat bi dille yazıyor ki, sadece okutmuyor, okuduğumun içinde kaybolmamı da sağlıyor. Geç tanıştım bloguyla belki, ama bu hiç tanışmamış olmaktan iyidir değil mi? (bi de şunu sormak istiyorum, yahu Aslı sen 1ayda-hepi topu 30günde yani- 100küsur yazıyı nasıl yazdın? :S maşallahh diyorum, ellerine sağlık)
Burada görüp de kimmiş bu cadı kılığına bürünmüş şekerlik diyenler için, buyrun: www.tatlicadica.com cadımızın mekanı:) Sen hep yaz, aynen böyle yaz, içinden geldiği gibi, kalıplara takılmadan.. Biz seni hep okuruz:) Saçların çok güzel olmuş bu arada, olmadı, güsel çıkmadı diye takma kafaya:) Tiziano kurban olsun o güzelliğe behh;)
Yazıcam daha ama OmAr en sona kaldın, kazana düştün diye söyleniyo, ufaktan toparlanayım ben. Son olarak Aslı'ya bir mesajım olacak: Yaaa ben de sıkılmasam da sabahın köründe kalkmaktan usandım, sen ev kızı ol, hemen ardından ben de gelicem:)
Cadılı günler dilerim..
Yine haftasonu, yine bir blog günü, ve yine pastalar börekler oohhhh miss:) Bi de çiiiküfte varmış duyunca hemen koşup gelmek istedim ama yazılı okuyodum yavs anca bitirebildim işleri.
Bu hafta Aslı'nın konuğuyuz. Ben bu geç kalmayı alışkanlık haline getirdim gibi görünüyor, herhalde haftaya cezalandırırlar beni artık (noolur acıyın kıymayın bana:))
Herneyse, konuyu dağıtmayalım. Aslı, nam-ı diğer TatlıCadı, hakkaten de tatlı ama hiiiçç öyle cadı falan değil demek isterdim ama.. :) Var biraz cadılık, blogunda biraz gezinen herkes de anlar yani evet cidden cadıymış bu kız beea der sanırım. Ama şunu sormak isterim size, hangimiz cadı değiliz ki? Kim iyi kalpli, masum pamuk prenses şu dünyada? (Aslı bak savunuom seni:P ) Fekat, şunu da söyleyeyim ki, Aslı art niyeti olmayan bi cadı, damarına basıldığında kıyafetini giyip süpürgesine binen, eğer kızdırmamışsanız gayet tatlı şeker bi şey. Yazdıklarını okuduğumda onu çok ii anlıyorum, benzer şeylerle uğraştığımız, kafaya taktığımız da oluyor çünkü. Hele hele, doktordan, hemşireden, hastaneden, ilaçtan.. kısaca tıbbi olan herşeyden nefret eden ve karşı olan biri olarak, Aslı'nın dişinin ağrısı benim ağrım oldu, hastanede karşılaştığı abukluklar benim de sinirlerimin hop hoplamasına yol açtı. Tiziano'ya olan karasevdası dillere destan oldu;) (ha bu arada Aslı'cım siparişi verdim arkadaşa, İtalya dönüşü sana Tiziano, bana Del Piero, OmAr'a da Papa'yı getirecek, hediye paketi olmassa kusura bakma artık:D) Elimin tersiyle ağzına geçirip kan doldurmak istediklerim listesini okuduğumdaysa, kendi listemi yaparken buldum kendimi. Aslı o kadar içten, öyle rahat bi dille yazıyor ki, sadece okutmuyor, okuduğumun içinde kaybolmamı da sağlıyor. Geç tanıştım bloguyla belki, ama bu hiç tanışmamış olmaktan iyidir değil mi? (bi de şunu sormak istiyorum, yahu Aslı sen 1ayda-hepi topu 30günde yani- 100küsur yazıyı nasıl yazdın? :S maşallahh diyorum, ellerine sağlık)
Burada görüp de kimmiş bu cadı kılığına bürünmüş şekerlik diyenler için, buyrun: www.tatlicadica.com cadımızın mekanı:) Sen hep yaz, aynen böyle yaz, içinden geldiği gibi, kalıplara takılmadan.. Biz seni hep okuruz:) Saçların çok güzel olmuş bu arada, olmadı, güsel çıkmadı diye takma kafaya:) Tiziano kurban olsun o güzelliğe behh;)
Yazıcam daha ama OmAr en sona kaldın, kazana düştün diye söyleniyo, ufaktan toparlanayım ben. Son olarak Aslı'ya bir mesajım olacak: Yaaa ben de sıkılmasam da sabahın köründe kalkmaktan usandım, sen ev kızı ol, hemen ardından ben de gelicem:)
Cadılı günler dilerim..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)